Her Yıl Bir Okul

pile-of-old-booksHer yıl o kadar çok şey öğreniyor ki insan. Bunlara da tecrübe deniyor. Hayattaki en değerli şeylerden biri de akıp giden zaman içinde yaşayarak öğrendiklerin. Hayat bir Okul aslında. Belki sınav tarihleri, tatil günleri belli değil ama hocaları, sınıf arkadaşları, geçme kalma durumun var. Her şey hayatta tecrübe.

Blog tutmak gerçekten zor ve meşakatli bir iş. Bugüne kadar takip ettiğim çoğu blog yavaş yavaş kendini kapıyor ya da daha çok kitleye ulaşmak için Facebook, Medium gibi kanalları kullanmaya başlıyor. Belki birgün ben de blog yazmayı bırakırım. Ancak şunu söyleyebilirim ki, yazı yazmak, en az okumak kadar önemli bir şey. Yazarken düşünüyorsun, tecrübelerini hatırlıyorsun. Hem unutmaya başladığın anılarını, tecrübelerini yıllar sonra geriye dönüp tekrar tekrar okuyor, yine hatırlıyorsun. Bu açıdan çok değerli bir kaynak. Yazdıkların hayat okulundaki notların gibi.

2014 bitiyor, 2015 başlıyor. Tam bu dönemde geçmiş senenin muhakemesi yapılıyor. Her ne kadar bir gün diğerinden zaman açısından çok farkı olmasada, yeni hedefler belirleniyor.

Uzun lafın kısası, hayat bir okul, her yıl başka bir okul diploması olmayan.

Görsel kaynak: http://yourhomewizards.com/wp-content/uploads/2014/02/pile-of-old-books.jpg (31.12.2014, 11.21)

E-Öğrenme ve Öğretmenler

Türkiye’deki e-öğrenme örnekleri 1998’den beri var. E-Öğrenme dünyada bu tarihten biraz daha eski olsada o zamandan bu zamana sürekli akıllarda olan sorulardan birisi öğretmenlerin bu değişime nasıl bakacakları oluyor. Matbaanın ülkelere girişini yavaşlatan, işçi sınıfının sanayileşme hamlelerine dirinmesinde olduğu gibi dünyada da bazı öğretmenler e-öğrenmeye direnmeye çalışıyor. Aslında bu durum birisi olmadan bir diğrerinin olmayacağı durumlara benziyor.

Günümüzde e-öğrenme oldukça yaygın. Giderek de yaygınlaşmaya devam ediyor. Burada unutulmaması gereken en önemli özelliklerden birisi, bu işin içinde tarafların olduğunu hep hatırlamak. Bir eğitim alan ve eğitim veren olduğunu unutmamak gerekli.

İş görüşmesi için gelen bazı öğretmenlere yapacakları işi anlatıyoruz. İnternet üzerinden öğrencilere ders vereceksiniz. Onların gelişimi için onlara bir şey öğreteceksiniz. Amacınız her zaman yaptığınızla aynı olacak diyoruz ama nafile. Kimisi çok çabuk adapte olurken başka bir öğretmen bu mümkün değil diyebiliyor. Yani öğrencilere internet üzerinden bir şeyler öğretilebileceğine inanmıyorum diyorum. Üstelik bunu diyen kişinin Y Kuşağının temsilcilerinden biri. Demek ki neymiş, herkes aynı anda aynı kuşağı yaşamıyormuş 🙂

İşin ilginç yanı, eğitim almak isteyen kitle buna inanmışken, eğitim almak istiyoruz derken diğer taraf, eğitim verecek olan taraf buna tam inanamıyor. Tabi biz de başlıyoruz öğretmenlerimizi ikna çalışmalarına. Ön test son testlerle öğrencilerdeki gelişimleri gösteriyoruz. Dünyadan örnekler paylaşıyoruz. Biraz ikna oluyorlar ve işe devam ediyorlar. Sanırım alıştıkları fiziksel ortamı özlüyorlar ama artık buradan dönüş yok. Gelecekte eğitimin büyük kısmı online olacak. Ve gelecek buna hazır olan öğretmenlerin olacak.

Etik Değerler Üzerine

Hayatta herkesin bazı değerleri olması gerektiğine inanırım. Kişi bu değerlerini ailesinden, çevresindeki yakın arkadaşlarından ya da dini inanışından alabilir. Bunda bir sınırlama olduğunu düşünmüyorum. Zaten insanın değer yargıları da çevresinde gördükleri, yaşadıkları ile şekillenir.

Uzun zamandan beri sahip olduğum değerleri yazılı hale getirmek istemişimdir. Bu değerleri yazılı hale getirdiğimde karar vermede zor durumda kaldığım anlarda başvurabileceğim bir kaynak olarak görürüm. Değerlerimle ilgili bazı notlarımı aşağıda paylaşıyorum. Bu değerlerin gördüklerimle zamanla değişeceğini, gelişeceğini düşünüyorum. Siz de buradan yola çıkarak kendinizde olmasını istediğiniz değerleri sıralayabilirsiniz. Çok işe yarayacağını yıllar sonra sizde göreceksiniz.

Dürüst Olmak
Her konuda herkese dürüst olmak. Ailemize, eşimize, ekip arkadaşlarımıza, devlete, insanlığa dürüst olmak. Sonuçları her ne olursa olsun, doğru, dürüstçe olduğuna inandığım tüm görüşleri rahatça paylaşabilmek.

İyi Olmak
Her durumda aklından iyiyi geçirmek. Her daim kendim ve başkaları için iyi sonuçlar düşünmek.

Girişimci Olana Değer Vermek
Her daim girişimci ruhları desteklemek. Girişimci olmak.

Açık Fikirli Olmak
Geçmişte öğrendiklerimin gelecekte öğreneceklerimin önüne geçmemesi için açık fikirli olmak.

Sorgulayıcı Düşünce Yapısına Sahip Olmak
Her zaman her konuda neden sonuç ilişkisini sürekli kendime sorarak bir işin nasıl yapıldığını anlamak. Çevremdeki insanların da her konuyu sorgulayarak doğruyu bulmalarına yardımcı olmak.

Yardımsever Olmak
Kazandıklarını, eldekileri paylaşmasını bilmek. Paylaşmanın mutluluğu artırıcı bir unsur olduğunu hep hatırlamak. Yardım etmek kadar herhangi bir konuda gelen yardım taleplerine açık olmak.

Kendine Güvenli Olmak
Her şart ve durumda kendine güvenmek.

İşbirliğine Açık Olmak
Her türlü iş birliğine açık olmak.

Liderlik
Çevrem ve toplum için liderlik etmek, liderlere uygun davranışlar sergilemek.

 

Sonuç Odaklılık Üzerine

targetSadece iş hayatında değil, hemen hemen her alanda bizlerin yapması gereken çalışmalar, ulaşmamız gereken hedefler var. Üstelik bu çalışmları belirli bir zaman dilimi içinde yapmamız gerekiyor. Geç gelen bitmiş iş, o işe olan ihtiyacı azaltabileceği gibi artık hiçbir anlamıda olmayabiliyor.

Bugün sonuç odaklılık üzerine yazmak istedim. Gerek iş hayatında, gerekse öğrencilik yıllarımda çevremde gördüğüm en büyük eksiklerden birisi sonuç odaklı olma konusuydu. Yine aynı şekilde sonuç odaklı olabilmekle inisiyatif alabilme arasında da bir bağlantı olduğunu düşünüyorum. İnisiyatif konusu ayrı bir yazı konusu ama burada yazımı yazarken bazı bölümlerde o konuya atıfta bulunacağım.

Bu konuyla ilgili güzel bir atasözü var. Bir işe başlamak bitirmenin yarısıdır. Öyleyse bir işte sonuca ulaşmak için öncelikle içinizde o işe başlama motivasyonunu göstermeniz gerekli. O işe giriştikten sonra sonuca ulaşmak hiç başlamayan birine göre daha kolay. O yüzden öncelikle bunu unutmayalım. Yapılması gereken bir işi zamanında yapmaya başlamak sonuca ulaşmanın ilk adımı.

Peki sonuca ulaşma konusunda çevremde gördüğüm insanlarda sorun nerede? Aslında ilerledikleri işlerde belirli bir karar verilmesi gereken durum olduğunda genelde durup beklemeyi tercih ediyorlar. Orada işi ilerletmek için gerekli aksiyonu almıyorlar. Oysa bana göre işi sonuca götürmeleri için kırıp geçirmeleri gerekiyor. Ee haliyle işin arasına biraz soğukluk girince o iş hiçbir zaman sonuca ulaşmıyor. Taki ben ya da bir üst yöneticileri nerede takıldınız sorun ne diye sorana kadar. Üstelik öyle basit sorunlarda takıldıklarını görüyorum ki, birini telefonla arayıp sorunu çözüm yola devam etmek varken işi orada bırakıyorlar.

Siz siz olun, bir yerde takıldığınızda önce siz olsanız bu işi nasıl çözerdim diye düşünün, sonra yöneticim olsa bu işi nasıl çözerdi diye kendinize bir sorun. O da olmadı çevrenizdeki arkadaşlarınıza bu soruları sorarak bir çözüm üretmeye çalışın. Çalışın ki sonucuna ulaşmak istediğiniz şeye zamanında ulaşın.
Görsel kaynak: http://blog.fortinet.com/uploads/media/industry-trends-news/target.jpg (31.12.2014, 12.07)

Küçük Düşünen Üniversiteler

NalandaÜniversitelerin sayısı günden güne artmaya devam ediyor. Aslına bakarsanız iyi de oluyor. Rekabet ortamının gelişmesi, kendilerini göstermek isteyen üniversitelerin pazarlama faaliyetlerine ağırlık vermesi şirketler için oluşturulmuş birçok hizmetin üniversiteler için de kullanılmaya başlanacağının habercisi. Benim için bir üniversitenin küçük büyük olması öğrenci sayısı ya da geride bıraktığı yıllarda değil. Gerçek bir vizyonla öğrencilerine araştırma dürtüsünü aşılayabilen her üniversite benim için değerlidir. Bunların dışındakiler benim için liseden farksız, diploma pazarlayan yerlerden farksızdır.

Peki küçük düşünmek nedir?

Sanırım bu soruya kendi perspektifimden bakıp bir şeyler söyleyebilirim. Giriştiğiniz işlerin anlık sorunlara yama çözümler ürtetmesi küçük düşünmek olabilir. Bir sorunun çıkış nedenini bulup o sorunun çözümünü enine boyuna tartmadan kalkıştığımız işlerin tamamı küçük düşüncenin bir eseridir. Sonuda genelde hüsran olur. Bir Rektör’ün yama yaptığı yere sonradan gelecek olan Rektör’ün daha büyük bir yama yapmasına alışan ülkem bu işlerin doğasının böyle olduğunu düşünebilir. Ancak bu duruma göz yumanlar böyle gelmiş böyle gider zihniyetinin ta kendisidir.

Üniversitelerin hedefleri olmalıdır. Kendisine gelen öğrencileri sadece bir gelir kapısı olarak görmemeli, onlardan nasıl bir cevher yaratabilirim diye düşünmeli, bunun üzerine çalışmalar yapmalıdır. Bana kalırsa, dünya ile yarışma misyonunu kendinde görmeyen, insanlığı bir adım öteye taşımanın önemini fark etmeyen üniversiteler küçük düşünen üniversitelerdir.
Görsel kaynak: http://indiainnings.in/images/Nalanda.jpg (31.12.2014, 11.54)

İnovasyonun Önündeki En Büyük Engel: Lider

130410_inoooo.hlargeSon zamanlarda inovasyon çok fazla konuşulur oldu. Aslında hayatın en önemli gelişim alanlarından birisi. Bugün gelişmiş ülkelerin çoğu inovasyonları sayesinde bir yere gelmiş ülkeler.

Bazı ülkeler çok rahat inivasyon yaparken neden diğer ülkeler inovasyon konusunda geriden geliyor. Gerçi geriden gelen ülkeler birçok konuda geriden geliyor ama neden özellikle böyle önemli bir şeyin üzerine gitmeyi tercih etmiyor. Bence en önemli konulardan birisi bu. Gelişen ülkelere baktığınızda aslında bizim gibi değiller. Özellikle Power Distance denen konuda bizden öndeler diyebilirim. Power Distance’a güç mesafesi diyebiliriz. Açıklaması da verdiğim linkte mevcut. Kısaca biz Türkler bir yöneticinin karşısında elpençe divan dururken ileri mediyenetlerde bu durum biraz farklı. Yöneticileri ile daha rahat iletişim halindeler. Bu da tabiki inovasyonun önündeki en büyük engelin aslında o birimin yöneticisinde/liderinde olduğunu gösteriyor. Liderle iletişim iyi ise bir yenilik yapmak daha kolay. Ancak lider yeniliklere kapalı, iletişim becerileri zayıf ise inovasyonda zor çıkıyor.

Bizlerin ülke olarak ilerlemesi için önce çok iyi iletişim kurmayı öğrenmemiz gerekiyor. Sonra devlet, şirket destekleri gelebilir. Öncelikle yenilikten korkmadan, en mükemmel ve büyük bir fikrin, yeniliğin çok küçük yaşta bir çocuktan da gelebileceğini özümseyerek çalışanlara yaklaşmak lazım. Eğitimi de unutmamak gerekli.
Görsel kaynak: http://www.ntv.com.tr/j/NTVMSNBC/Components/ArtAndPhoto-Fronts/Sections-StoryLevel/Teknoloji/130410_inoooo.hlarge.jpg (31.12.2014, 11.45)

Şirket Kurmakla Projeye Başlamak Arasındaki Fark

company_projectsÇevremdeki bazı girişimci arkadaşlarımın yaptıkları işle ilgili konuşurken “Bizim projemiz şununla ilgili, projemizde bu fazdayız” dediklerini duyuyorum. Proje mi diye sorduğumda da yaptıkları işin adını söylüyorlar. Aslında kendi şirketlerinde olduklarının farkında değiller.

Projenin tanımı bellidir. Daha doğrusu hangi zaman aralığında başlanacağı, ne zaman biteceği, projeye kimlerin katkı sağlayacağı ve bütçesi o projeye başlamadan önce bellidir. Ancak yaptıkları işe proje diyen arkadaşların bunu demesinin sebebi kurumsal şirketlerde çalışırken yapılan yeni ürün geliştirmelerine, bir sorunu çözmeye yönelik alınan aksiyonlara proje denmesinden kaynaklanıyor.

Şirket kurmak ve büyütmek projeye başlamaktan ve bitirmekten çok farklı bir şeydir. Şirket bir ömür biçilmemişse sunsuza kadar yaşaması için kurulur. Dünyada 1000 yılı aşkın şirketler olduğu düşünülürse aslında bir şirket kurmak sonsuza kadar gidecek bir oluşumdur. Projeler de o şirketin alt bileşenleri olabilir.

Bu yüzden girişimci arkadaşlarıma tavsiyelerim. Şirket kurduysanız şirket kurdum diyin. Şirketimin şu projesi üzerinde çalışıyoruz diyebilirsiniz.
Görsel kaynak: http://www.grandspektra.com.my/pictures/company_projects.jpg (31.12.2014, 11.35)

İşten Çıkarmalarda Duygusal Olmak mı? Olmamak mı?

113154836Şuna eminim ki bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. İşletmelerin temsil ettiği bir karakter olsada maalesef duyguları olmuyor. Agrasif, çevreye duyarlı, şeffaf, dürüst, güvenilir gibi karakter özellikleri şirketleri tanımlarken kullanabiliyoruz ama şirketlerin duygu durumlarını seçmek mümkün değil. Mesela A şirketi bugün biraz üzgün diyebiliyor muyuz? B şirketi duygularını dışa vurur diyebiliyor muyuz? Hayır. O zaman insan kavramına biraz inebiliriz. Yani şirketi bir kenera bırakıp, bir şirketi şirket yapan onun insanlarına ve yöneticilerine değinelim.

Birini işten çıkarmak en zor kararlardan biridir. Aslında bu kararda hemen hızla uygulanan bir karar değildir. Olmamalıdır. Bir insanın geçimini sağladığı yerden ayrılması onu zora sokabileceği gibi işten ayrılmaz ise çalıştığı şirkete zarar vermesi de söz konusu olabilir. Ben de işim gereği bir çok arkadaşımızı işe aldım ve çıkardım. İşe alım süreçlerinde hep devrede olmak istedim çünkü ekibimle uyumlu çalışacak arakdaşları seçmek önemliydi. Kendi görüşüm kadar işe girecek kişinin çalışacağı yöneticinin de fikirlerini almaya özen gösterdim. Bazen yöneticilerimin işaret ettiği arkadaşları işe aldım. Ama şunu söyleyebilirim ki hiçbirinde duygusal yaklaşmadım. Birçok şirkette olduğu gibi.

Şunu unutmayın. Bir şirket birini işten çıkarıyorsa bunun bir sebebi vardır. Zaten kanunlarda bunun bir sebebi olması gerektiğini söyler. Kişinin performansı yeterli değildir. Şirket küçülmeye gitmiştir. O alanda yeni bir çalışana ihtiyaç yoktur. Bunların hepsi teker teker bir sebep olabileceği gibi birkaçı da bir arada olabilir.

Birini işten çıkarmadan önce onunla konuşmak, sorunlarını dinlemek, performansa dayalı bir durumsa nedenlerini anlamak gerekir. Bunlar çözülebilecek sorunlarsa çözülmeli, değilse o kişi ile vakit geçirmeden yolları ayırmak gereklidir.

Yani birini işten çıkarıyorsanız, ya da işten çıkarlan siz iseniz bunun mutlaka bir sebebi olduğuğunu unutmamanız gerekir. Kişisel algılamamak ve önünüze bakmak en doğru olanıdır.
Görsel kaynak: http://0.tqn.com/y/humanresources/1/W/o/P/113154836.jpg (31.12.2014, 11.30)

Girişimci Olmak Kolay mı Zor mu?

inspirational-smll-business-quotes2Bana gelen bazı sorulardan birisi de girişimci olmanın kolay olup olmadığı. Bu soruya nasıl cevap verilebilir diye bazen düşünüyorum. Bir etkinlikte bana bu soruyu soran benden genç bir üniversiteli arkadaşıma en doğru cevabı nasıl verebilirim diye düşünürken aslında bu sorunun tam bir doğru cevabı olmadığının farkına vardım. Çünkü zor ve kolay kavramları bir hayli göreceli kavramlar.

Size zor gelen bir şey bir başkasına kolay gelebilir. Bana 6 kilometre durmadan koşmak kolay gelirken bir başkasına zor gelebilir. Yine aynı şekilde bir matematik problemini çözmek birisi için çok kolayken bir başkası için zor olabilir. Sonuçta girişimciliğin zor mu kolay mı olup olmadığı soruyu sorana bağlı bir durum.

Bu işin en güzel yanı girişimcilik öğrenilebilen bir şey. Yani tecrübelerinizden ders çıkaran biriyseniz bir sonraki girişiminizin bir öncekinden daha kolay geleceğini size söyleyebilirim. Ne kadar çok bu işlerin içinde olursanız, başkalarının tecrübelerini dinlerseniz girişimcilik size o kadar kolay gelmeye başlayacaktır. Bu yüzden sürekli okumalı, dinlemeli ve en önemlisi de denemelisiniz. İşte o zaman hiçbir şeyin size zor gelmeyeceğini anlayacaksınız.
Görsel kaynak: http://cdn3.geckoandfly.com/wp-content/uploads/2014/08/inspirational-smll-business-quotes2.jpg (30.12.2014, 16.28)

En Büyük Düşman EGO’dur

egoHalk arasında egoları ne kadar büyük denen insanlar vardır. Bunu söyleyen insanların aslında kimi zaman o kişiyi ukala olarak nitelendirmek istediğini anlıyorum. Ego’ları büyük insanlar hayatta çok fazla, herkesin az da olsa egosu var. Egosuz insan yok gibi. Ben de bunlardan biriyim. Bazı konularda – iyi bildiğim konularda – egomun önüne geçemediğim zamanlar oluyor. Ancak iş hayatında saygı ile ego’nun birbirine karıştığına çok tanık oldum/oluyorum.

İş hayatında her kim olursa olsun, önce karşıdaki kişiye Bey ya da Hanım diye hitap etmeli. Özellikle o kişiye adıyla htiap etmek istiyorsa ona “Size adınızla hitap etmemde bir sakınca var mı?” diye sormalı. Sorulmadan kişiye ismi ile hitap etmek yanlış bir davranış. Nasıl ki ilk izlenim çok önemli ise kişinin hoşuna gitmeyen bir hitap şekli ile ona seslenmek ilk izlenimlerinde kötü oluşmasına sebep olacaktır. EGO’su olan insanlar sanırım ilk önce bu saygı kurallarını çiğniyor. Bununla ilgili bir akademik araştırma var mı araştırmadım, ancak gözlemlerimle yola çıkarak bunu yazabiliyorum.

Ego konusunda aslında yazacak çok şeyim var. Bunları zamana yaymakta yarar olduğunu düşünüyorum ama size ego ile ilgili Revolver filmindeki son sahneyi izlemenizi öneririm. Sonrasında da Devrim Demirel’in güzel nasihat bıraktığı benim de katıldığım bu yazıyı okuyabilirsiniz.

 

Görsel kaynak: http://themojocompany.com/wp-content/uploads/2014/01/completaego.gif