Kipru’yu Hatırlayan Var Mı?

kiprucomHiç aranızda Kipru’yu hatırlayan var mı? Belki vardır, hatırlamak isteyen ya da öğrenmek isteyenlere şu iki haberi göstermek isterim. 1, 2, ayrıca bu videoyu da izleyebilirsiniz, ya da hazırladığımız kısa tanıtım videosuna bakabilirsiniz. Kipru benim başlattığım girişimlerden biri. Blogumda yer vermemiş olmanın ona haksızlık olacağını düşünerek bir yazı yazmam ve tecrübelerimi paylaşmam gerekli diye düşündüm.

Bir dönem bilirsiniz grup alışveriş siteleri oldukça popülerdi. Kipru o dönemin ilk oyuncusuydu. Hayır, o dönemde ŞehirFırsatı ve Grupanya vardı diyebilirsiniz. Ancak Kipru bu iki markadan birkaç ay önce açılmış bir projeydi.

Grup alışveriş siteleri oldukça önemli bir pazar yarattı. Küçük işletmelerin en büyük sorunlarından biri olan yeni müşteriye ulaşma maliyeti, müşterilerin bu hizmetten kazançlı çıkmaları ve platformu hazırlayıp sunanların aldığı komisyonlar kazan-kazan-kazan üçgeninde mantıklı bir iş oldu. Ben de bu işi Amerika’da bizzat test ettikten sonra Türkiye’de başlatmaya karar vermiştim. Bir nevi teknoloji transferi yapmak istemiştim.

Kipru’yu küçük bir ekiple çok kısa bir sürede ofis olmadan hayata geçirdik. Hatta indirimli ürünleri üniversiteden sınıf arkadaşımın işletmesi Kızılkayalar’dan yaptık. O zaman fark ettim ki bu iş aslında büyük bir ekiple yapılmalı. Ben bu kısmı atlamıştım. Bir yerden sonra, yeni ilan bulmakta zorlandık ve rekabetin inanılmaz boyutlara geleceğini fark edince hiç vakit kaybetmeden siteyi kapama kararı aldık.

Bugün bile bazı arkadaşlarım, sen Kipru’yu yapsaydın şimdi köşe olmuştun diyor. Onlara uzun uzun aslında neden o işe çok dalmamamın, hemen çıkmamın gerekçelerini açıklıyorum. Bazı durumlarda oyunu iyi oynamak gerek. 6 ay siteyi açık tutup kapattık. Daha fazla yatırım yapmak ve oyunda kalmak mı, yoksa rekabetin çok yoğun olduğu ve kaynakların sınırlı olduğu – zaman dahil – bir dönemde bu işe girmek mi? Ben hemen çıkmayı tercih ettim ve şimdi geriye dönüp baktığımda çok doğru bir karar verdiğimi görebiliyorum.

Çıkardığım dersler arasında, bütçeyi doğru hazırlamak, daha hızlı olmak, ekibi doğru kurmak ve nefesin yeteceği bütçeyi ortaya koyabilmek olarak sıralayabilirim. Ha bir de bir işte çalışırken başka bir iş yapılamayacağını da tecrübe etmiş olmuştum. Sonraki tüm girişimlerimde sadece o işe fokus oldum.

SEO ile Günde 6000 Ziyaretçiye Nasıl Ulaşırsınız?

seoSEO daha sık konuşulmaya başladı. Özellikle internet üzerine bir iş yapıyorsanız SEO sizin için çok önemli olabilir. Search Engine Optimization olarak bilinen arama moturu optimizasyonu işi, bilinen arama motorlarında üst sıraları almak için nelerin yapılması gerektiğini bilmek demek.

İşim gereği SEO üzerine çok fazla çalışma yapıyoruz. Size şunu söyleyebilirim, SEO için zaman harcamak, arama motoru pazarlamasına harcadığınız paraya bazı durumlarda denk gelebiliyor. Ciddiyim. Bu yüzden SEO için ürettiğiniz orjinal içeriklere para vermediğinizi düşünüp sadece o işe odaklanmayın. O içerikleri üretmek için harcadığınız zamanı da hesaplamaya çalışın.

Üzerinde çalıştığımız bir eğitim projemizde SEO için bazı ufak değişikliklerin günde ziyaretçi sayımızı 6000 kullanıcı daha fazla artırdığını fark ettik. Aranan derslerin, konuların, sınıfların bile ziyareyçilerin gelmesi için ayrı bir önemi vardır. Siz de sitenizin özgün içeriği konusunda sürekli çalışmalar yaparsanız ziyaretçileriniz zamanla artacaktır. Bunu nasıl yaparım derseniz Webrazzi’de yayınlanan Yiğit Konur’un yazısını okumanızı tavsiye ederim.

2018-04-25 Güncelleme

SEO gün geçtikçe daha da önem kazanıyor. 4 yıl önce yazdığım bu yazı her geçen gün daha fazla ziyaretçi almaya başladı. Bunun bazı nedenleri var. Bunun nedenlerinden birisi yukarıdaki ilk yazdığım yazıda da belirttiğim gibi aslında SEO’ya yapılan yatırımın bir maliyeti olduğu yönünde. SEO için oluşturulacak içerik, yazı, görsel ve bunları siteye yüklenmesi için harcanan zaman ciddi bir maliyet.

Sitenizi arama motorlarında üst sıralara taşıyarak daha fazla ziyaretçi ve buna bağlı olarak gelir elde etmek için SEO’ya yapılan yatırım boşa yapılan yatırım değildir. Bu konuda profesyonel destek almanızı önemle tavsiye ederim.

Görsel: Webrazzi

SaaS’ın Dayanılmaz Hafifliği


Profesyonel iş hayatıma ilk olarak bir e-öğrenme firmasında başladım. Bu firma Türkiye’de birçok kuruma yazılımsal boyutta e-öğrenme altyapı hizmeti veren bir firma olduğundan ötürü çok fazla müşteriye dokunma şansı yakaladım. Oradan geçiş yaptığım diğer firmamda Türkiye’de yazılım distribütörü olarak çalışan bir firmaydı. Ülkemizdeki neredeyse firmalara satılan yazılımların büyük bir kısmı bu şirket üzerinden geçiyordu. Bu sayede şirketlerin yazılımlara bakış açısını yakından anlama fırsatı buluyordum. En önemli konulardan birisi yazılımların ücretleriydi. Şirketler yazılımların pahalı olduğunu söylüyor, bu paraları vermek istemiyorlardı. Özellikle Türkiye gibi lisanssız yazılım kullanım oranının %90’ların üzerinde olduğu bir ülkede yazılıma verilen para boşa harcanan paralar gibi görünüyordu.

Aslında lisanslı yazılım kullanımı bir kültür meselesi. Korsan kitap, korsan müzik, korsan film almaktan bir farkı yok. O kadar harcanan emeği düşünürseniz lisanssız alınan her ürün ürtecinin yanında çalışanların zararına. Üstelik bu satışlardan elde edilmeyen vergilerle de devlet zarara uğratılmakta. Yani her türlü zararlı bir durum. Ancak bu durumu büyük yazılım firmalarının başını çektiği bir hareketle tersine çevirmeye başladık: SaaS ile.

Yazılımları artık satmak yerine ihtiyacı olduğu kadarını kiralamaya başladık. Bu ürünlerin tamamına bir bedel ödemek yerine yazılımları kiralayarak kullanmaya başlamaları artık şirketler içinde kullanılabilir bir yaklaşım. Lisanssız kullanılan Microsoft, Adobe, Autodesk gibi ürünleri artık kiralamak mümkün oluyor. Böylece Türkiye gibi lisanssız yazılım kullanım oranları yüksek olan ülkeler batılı ülkelerin geçirdiği evrimi yaşamadan direkt olarak yazılımları kiralamaya başlıyor.

Yazılımları kiralayarak kullanmaya Software as a Service – SaaS diyoruz. Bu modelle yazılımları aylık ya da yıllık kiralamak mümkün oluyor. Üstelik yazılımların yeni çıkan güncellemelerini kiralama dönemi içinde ücretsiz alabiliyorsunuz. Bu açıdan bakıldığında sürekli güncellenen, sürekli gelişen bir yazılımı kullanıyorsunuz. 4000$-5000$ civarında bir yazılımı aylık 100$-150$’a kiralamak mümkün oluyor. İstediğiniz zaman, yani yazılımı kullanmak istemediğiniz zamanda hizmeti dondurup para vermeyi durdurabiliyorsunuz.

SaaS modelini sadece dünyanın önde gelen yazılım firmaları kullanmıyor. Küçük startupların en çok tercih ettiği modelde üzerinde çalıştıkları ürünlerini adam başı kiralama modeli ile müşterilerine sunmalarıda bu modelin yönetimsel anlamda bir avantajını sunuyor. Şirkerler onlarca farklı veriyon üzerinde çalışıp geliştirmeler yapmak yerine tek bir versiyon üzerinde bu güncellemeleri yapıyor ve maliyet tasarrufu sağlıyor. Bu modelle büyüyen firmalara örnek BaseCamp ve SalesForce verilebilir.

SaaS ile ilgili daha fazla kaynağa ulaşmak isterseniz burayı, burayı ve ayrıca burayı ziyaret edebilirsiniz.

Aklınıza takılan bir konu, eklemek istediğiniz paylaşımlar olursa yorumlar bölümüne yazabilir.
Resim: http://www.mbtmag.com/sites/mbtmag.com/files/legacyimages/SaaS.jpg