Youtube’a 200 000 TL Bütçe Ayırdım

Üzerine hiç ama hiç düşünmediğimiz fakat hayatta kalmak için hergün yaptığımız bir şey var. Üstelik bunu yaparken nasıl yapılır diye de bir yere bakmıyoruz. Otomatik olarak yapıyoruz. Nefes alıp vermekten bahsediyorum. Evet hergün milyarlarca insan – bazı hastalık belirtileri gösterenler hariç – otomatik olarak nefes alıp veriyoruz. Düşünmüyoruz.

Nefes alıp vermek neden önemli? Çünkü yaşamsal organlarımızın görevini yerine getirmesi için oksijene ihtiyaç var ve nefes alıp vermek bu oksijeni almamızı sağlıyor.

Girişimlerin yani şirketlerin de oksijen kadar hayati öneme sahip bir şeye ihtiyacı var. Paraya. Buna nakit akışı diyelim. Nakit akışını doğru yönetemeyen şirket ya belirli bir faiz oranı ile borç/kredi alır ya da şirket hisselerinin bir kısmını satması gerekebilir. Tabi nakit akışı kötü olan bir işletmenin hisselerini kim almak ister o da ayrı bir soru.

Şirket yönetme işi finansal açıdan bir bütçe ile yapılır ve bu bütçenin belirli dönemlerde kontrol edilerek güncellenmesi gerekir. Aslında sadece şirketlerin değil, hükümetlerin, vakıf ve derneklerin şirket altında yer alan departmanların, onların yürüttükleri projelerin de bütçeleri vardır. Yıl boyunca yapmak istediklerini bu bütçeler dahilinde yapmaya çalışırlar. Mesela benim bu Youtube kanalım belirli bir bütçe ayrılarak hayata geçmiş bir proje. Gelin isterseniz bu Youtube kanalı bütçemi tekrar beraber hazırlayalım böylece bir bütçe temel anlamda nasıl hazırlanır beraber görelim.

Bunun için bir Microsoft Excel ya da Google Drive altında hizmet veren Google Sheet ürününü kullanabilirsiniz. Ben şimdilik Microsoft Excel üzerinde çalışacağım. Bu hazırladığım bütçe mutlak bir bütçe değil. İnternette çok farklı şablonlar da mevcut. Dilerseniz bunları indirip üzerinde değişiklikler yaparak da kullanabilirsiniz.

Önceden yaptığım çalışmada Youtube kanalım için 200.000 TL kadar bir bütçe ayırmam gerektiği ortaya çıktı. Bu tutara nasıl ulaştığımı gelin isterseniz beraber görelim.

Öncelikle 24 aylık bir hedef bütçe olduğunu hatırlatalım. Excel dosyası üzerinde 24 ayı gösterelim.

Ocak, Şubat, Mart…

Şimdide sol tarafa, ilk sütuna bu harcamaların ne olduğunu yazalım.

Mesela İnternetle başlayalım. Çektiğimiz videoları yüklemek için iyi bir internete ihtiyacımız var değil mi? O zaman buraya aylık 150 TL internet giderlerimizi yazalım.

Öncelikle Youtube kanalımda kullanacağım yazılımları yazalım. Ben yazılımların ücretlerinin ödenerek alınması gerektiğine inanan biriyim. Özellikle Adobe’nin Türkiye Distribütöründe çalıştığım dönemde işletme ve kişilerin lisanslı ürün kullanması için BSA ile ortak çalışmalar yapardık. Bu çok önemli, binlerce kişinin çalışarak çıkardığı bir üründen herkesin hakkını alması kadar doğru bir şey olamaz.

Şuanda Adobe Creative Cloud’un fiyatı aylık $53, Türk Lirası karşılığı 300 TL. Adobe Creative Cloud altında Photoshop, Premiere Pro, Audition gibi yazılımları yoğun olarak kullanacağım. Ayrıca diğer yazılımları da ihtiyaç duydukça kullanacağım.

O yüzden buraya Adobe CC olarak aylık 300 TL yazıyor ve 24 ay boyunca bunu ödemeyi düşünüyorum. Dolardan kaynaklı artışları bütçenizi dönem dönem güncellerken revize edebilirsiniz.

Ayrıca bilgisayarımın masaüstünü kayıt etmek için Techsmith’in Camtasia ürününü satın aldım. Bu ütünün fiyatı iki yıllık güncelleme dahil $300. Türk lirası kaşılığı 1716 TL. Buraya bunu bir kez yazıyorum. Her ay değil çünkü bir kez ödenen bir ücret. Belki iki yıl sonra gelecek güncellemede çok işe yarar bir şey olursa o zaman tekrar güncelleme satın alınabilir.

Ayrıca almayı planladığım bazı kamera ve bu kameralar için gerekli aksesuarlara toplam 80.000 TL civarında. Bunu da bir seferde değil, belirli dönemlerde yapacağım için onu da farklı aylara yazalım.

Bunun dışında yaklaşık $4500 değerinde bir MacBook Pro alacağım. Bunun sebebi video editleme işlerinde verimli bir çalışmayı tercih etmem. Bunu da excele ekleyelim. Yaklaşık 26.000 TL.

Ayrıca Youtube kanalı projem kapsamında bir web sitesi yaratacağım ki burada konusuna hakim, bulunduğu alanı iyi bilen insanları biraraya getirip girişimci olmak isteyen kişilere ve ayrıca işlerini büyütmek isteyen girişimcilere hepimiz yardımcı olacak. İlerleyen zamanlarda bunu duyuracağım. Sanırım bunun aylık gideri bana 500 TL kadar olur. Farklı olursa daha sonra güncelleriz.

Bütçede önemli bir yer tutan kısım ise özel programlar. Faruk Erdoğan Youtube Kanalı içinde bazı programlar hazırlamak istiyorum. Bu programlar tematik olacağı için bazı masrafları olacak. Bunların ne olduğunu şuan açıklayamıyorum ama zamanı gelince yine buradan sizlerle paylaşacağım. Programlar için de aylık 1500 TL yazabilirim.

Bütçeye eklemek istediğim bir diğer gider de seyahatler. Geçen ay İstanbul’dan Antalya’ya taşındım. Bu yüzden sık sık yine İstanbul ziyaretlerim olacak. Onun dışında bazı video çekimleri için yurtdışı gezilerim var. Onlar için de bütçe de yer ayırmam gerekiyor. Onlar için de genel olarak aylık 750 TL eklesem sanırım uygun olur. Belki her ay seyahat etmem ama etmediğim ayları bir sonraki aya aktarabilirim.

Bu yapılacak harcamaların tamamı Youtube için harcanacak ama sadece Faruk Erdoğan kanalı için değil. Planladığım bir de İngilizce kanal söz konusu. Bu harcamaları o kanalı da göz önünde bulundurarak hazırlıyorum.

Aylık 700 TL gibi İletişim giderlerimizi de buna eklersek, ortaya böyle bir bütçe çıkıyor. Bunların ne olduğunu zamanla sizinle paylaşacağım.

Burada gördüğünüz bütçede şuanda gelirler kalemi bulunmuyor. Zaten kanalların bir gelirleri de yok. Youtube’un gelir ortaklığı modelinin de çok yüksek ücretler ödemediğini biliyorum. İlerleyen zamanlarda gelirle ilgili bir gelişme olursa elbette sizi bilgilendireceğim.

İşte en basit şekli ile bir bütçe böyle hazırlanıyor. En azından size aylık ne kadar gerekiyor, ya da yapmak istedikleriniz için ne kadar elinizde para var bunu görmenizi sağlayan şey bu bütçe olacak.

Peki neden Youtube’a 200.000 TL bütçe ayırıyorum? Aslında soru basit. Bu işi ciddiye alıyorum ve yatırım yapılması gerekli diye düşünüyorum. Bir hobi ile bir iş arasında ince bir çizgi olabilir ama benim en büyük şansım girişimciliği her zaman hobim olarak görmemdir. Sohbetlerim, okuduğum makaleler her zaman girişimcilik, iş dünyası üzerinedir.

Bu yüzden Youtube üzerinde kayif alarak öğrendiğim konuları sizinle paylaşırken bir yandan da Youtube’a bağlı iş modelleri geliştirmeye çalışıyorum.

Öncelikli hedefim, benimle girişimcilik dünyası üzerine aynı zevkleri paylaşan 10.000 arkadaşıma ulaşabilmek. Onlarla etkileşimi yüksek, beraber paylaştığımız keyifli bir kanal kurmak istiyorum.

Şuan anda, Datça’nın Palamutbükü beldesindeyim. Ailemle beraber burada tatil yapıyorum, o yüzden bu videoyu ekran kaydı olarak sizlerle paylaşıyorum.

Video hakkında aklınıza takılan bir şey olursa yorumlarda görüşürüz. Lütfen videoyu beğenmeyi ve kanalıma abone olmayı unutmayın. Hoşçakalın.

Satış Kime Yapılır?

Her yerde bir ürün veya hizmet satın alınmayı bekliyor. Pazarlamacılar da bu ürün ve hizmeti satın almamız için akıllara gelmeyen yöntemler deniyor. Bu videoda sizlere satışın en temel kuralını anlatmaya çalıştım.

Satış nasıl yapılır? Kimlere kolay satış yapılır gibi soruların cevaplarını merak ediyorsanız bu videoda bir şeyler bulacağınıza eminim. Gerek profesyonel hayatta çalışırken, gerek kendi işimde edindiğim tecrübeleri sizinle paylaşıyorum. Bu tecrübelerden en temeli de satışın kime yapılacağı sorusunun cevabı. Umuyorum faydalı bulursunuz.

eLearning Hızlı Geliyor Mu?

İlk Kurduğum Online Eğitim Şirketi – Girişim Fabrikası, Altunizade, İstanbul

2002’de üniversitede tanıştığım eÖğrenme (eLearning) hayatımın büyük kısmında profesyonel işten geçim kaynağım oldu. İlk stajım, ilk profesyonel işim eLearning sektöründeydi. Bu sektörün çok muhafazakar bir sektör olduğunu söylemem gerekli. eTicaret çok hızlı gelişim sergilerken eLearning o kadar hızlı gelişmedi. Sıkıcı eLearning içeriklerini kullanıcılar almak zorundaydı çünkü bu eğitimlere karar verenler 3-5 kişiden ibaretti. Onların dünya görüşleri bu eğitimleri alan binlerce kişi tarafından kabul görmek zorundaydı. Değişim süreci ayrı bir yazı konusu ama son zamanlarda gördüklerim eLearning sektörünün önümüzdeki dönemde çok daha hızlı gelişeceğinin sinyallerini veriyor.

Öncelikle bu yazıyı iki eLearning şirketi kurmuş ve yönetmiş biri olarak yazdığımı bilmenizi isterim. Gerek kurumsal eğitim gerekse de K12 düzeyinde çok sayıda müşteri ile görüştüm, onlarla nelere ihtiyaç duydukları konusunda bilgiler aldım ve anladım ki kimse ortak bir online eğitim yaklaşımına sahip değil. Olmaması bir anlamda iyi aslında ama bu seferde işi standart hale getirememek gibi bir sorun çıkıyor karşımıza. Oysa bugün yüz binlerce lira verdiğimiz araçları bile kendimize özel olarak kişiselleştirebiliyorken online eğitimleri kendi istediğimize sadece renk, kadın erkek sesi gibi değişkenlerle özelleştirmek eğitim alan kişi tarafından sıkıcı karşılanıyor.

Peki ülkemizde neler değişiyor? Öncelikle farkındalık artıyor. Yeni kuşak, gençlerimiz, teknolojiye, internet üzerinden eğitim almaya çok daha yatkın. Şirketler hala statükocu yapılarını koruya dursun alttan bir dip dalgası geliyor. Kişibaşı düşen milli gelir artıyor. Her ne kadar beğenmesek de, geçmişle kıyasladığımızda tatmin edici olmasada bir düzelme var. İnsanlar kişi başı geliri arttıkça daha çok dışarıda yemek yeme eğilimindedir, söküklerini artık kendileri dikmez, paraları ile yeni bir pantolon ya da gömlek satın alır. Bu durum online eğitimlerde de görülüyor. Bireysel tarafta insanlar online eğitimleri almak için belli bir miktar para harcamaya razı. Eskiden bu durum böyle değildi. Çok büyük emekler verdiğimiz bir online eğitimi insanlar çok pahalı diyerek – halbuki giydiği kot pantolondan daha pahalı değil – almayabiliyordu. Ancak şimdi böyle değil.

Yazının başında sorduğum soruya geri dönersek. eLearning hızlı gelmiyor, o belirli bir oranda gelişimini sürdürürken asıl gelen yeni nesil değişimi mecbur kılacak gibi görünüyor. Onlar bu eğitimleri tüketmeye çok daha istekli, çok daha talepkar.

Belki de odağına teknolojiyi alan yeni bir eğitim şirketi kurmak için şimdi yine doğru zaman olabilir. Bu alanda yeni başlangıç yapmak isteyenler benimle iletişime geçebilir.

Saygılarımla,

Faruk Erdoğan

Nasıl Şirket Kurabilirim?

Şirket kurmak ve onu bir seviyeye getirmek refah içinde yaşamanın yöntemlerinden biri olabilir. Elbette her işletmede işler istendiği gibi gitmeyebiliyor ancak iş kurmak, onu çalışan bir sistem haline getirmek ve o şirketten ayrılarak gelir elde etmek bugün dünyanın en zinginlerinin yaptığı tek şey. Aslında bu konu farklı bir yazının konusu olduğu için onu daha sonra işlemek üzere rafa kaldırıyorum. Gelelim nasıl şirket kurulacağına.

Bir şirket kurmadan önce size tavsiyem gerçekten ortada bir şirket kurmaya değer ürün ya da hizmetinizin olup olmadığına karar vermektir. İnsanların istediği, ihtiyaç duyacağı bir ürün/hizmetiniz var ise vakit geçirmeden bir şirket kurmanızı tavsiye ederim. Müşterilerin size ödeme yapması sonucu onlara bir fatura kesmeniz gerektiğini unutmamanız gerekli. İşte o zamana kadar şirket kurmanıza gerek yok çünkü şirket demek bir çok vergisel yükü beraberinde getirirken düzenli yapmanız gereken devlet şirket işleri de cabası.

Peki şirketinizi hangi türde kuracaksınız? Öncelikle şirket türlerini kısaca bir açıklayayım;

Önemli Not: Bunları açıklarken bir mali müşavir olmadığımı, yaptığınız işe göre bir mali müşavirden hangi türde şirket kurmanız gerektiğine dair danışmanlık almanız gerektiğini hatırlatayım.

Şahıs Şirketi: Fatura kesminizin en hızlı yoludur. Hem kurulum işlemleri en kolaydır hem de kapama. Yine kuruluş masrafları da en düşük olan iş kurma yöntemidir. Bir ortak alamazsınız. Sadece şirketi kuran kişi sorumludur. Şirketin borçlarından da kişisel malvarlığınızla sorumlu olabilirsiniz. Bu anlamda iş yaparken dikkat etmenizi öneririm.

Limited Şirketler: Kuruluş sırasında 10.000 TL sermaye koymanız gerekiyor(2018). Bir veya birkaç gerçek ya da tüzel kişilik şirkete ortak olabiliyor.

Anonim Şirket: Şirketlerin en güzeli bence anonim şirketlerdir. Benim de favorimdir. Her ne kadar mali müşavir, adres gösterme, değişiklikleri, genel kurul masrafları fazla olsa da ve iş yükü fazla olduğu için size bu şirket tipini tavsiye etmeselerde ileriye dönük süreçlerde şirketlerin anonim şirket olması en iyisidir. Kuruluş sırasında 50.000 TL (2018) sermaye koymak gereklidir. Bir veya birden fazla gerçek ya da tüzel kişiler ortak olabilir.

Bu şirket tiplerinden birini seçtikten sonra bir mali müşavire gitmeniz gerekir. Sizin adınıza tüm işleri mali müşavirler halledecektir. Mali müşavirler için internette arama yapabilir, ya da çevrenizde şirketi olan birinin mali müşavirinden destek alabilirsiniz.

Dijital Okur Yazarlık

Önce bilgisayar daha sonra internetle tanismam oldukça eski. Bir arkadasimla beraber okuldan çikmis eve dogru gidiyordum. Mahallemizde bulunan girisimci bir abimiz bilgisayar satiyordu. O zamanlar Escort diye anilan bir marka oldukça yaygindi. Bizi  dükkanına davet etti ve bilgisayarla tanistirdi. Matematik dersini bilgisayardan ögreten bir programla bize bilgisayari anlatti. Tabi simdi o abinin bizim matematik dersimize yardim etmek için bilgisayarla tanistirmadigini biliyorum. Bize aslinda bilgisayar satmaya çalisiyordu. Istedigi gibi de oldu. Ailelerimizi ikna edip, arkadasim ve ben evimize birer bilgisayar aldirdik. Bazi temel ders programlari ile beraber basic programlama dilini o bilgisayarimda ögrenmistim.

Internetle tanismam da oldukça eskiydi. Bir yerden sonra sade bir bilgisayara sahip olmak sürekli ögrenmek isteyen bir çocuk için yeterli degildi. O zamanlar yaygin olarak Adana’da hizmet veren FutureNet’ten bir internet baglantisi almistim. Artik evimizdeki telefon hatti sürekli mesgul çalıyordu çünkü internete girmek için evin telefon hattini kullanmaliydim. Zaman geçti, ailem bilgisayarda oyun oynadigimi düsünüyor bense internet üzerinde ögrenebildigim ne varsa ögrenmeye çalisiyordum. O zaman interneti kullanarak ulasilabilecek bilgi de sinirli sayidaydi. Fazla bir websitesi yoktu. ICQ, mIRC en yaygin kullanilan internet araçlariydi. Simdi simdi aslinda erken yasta bu teknolojilerle tanismanin hayatimda ne kadar önemli rol oynadigini anladim.

Bilgisayari ve interneti erken yasta ögrenmis olmak akranlarimdan beni ayiriyordu. Okulda bilgisayari olan ve internete baglanan arkadaslarimla gruplasiyor, konustugumuz konularda genellikle yine bilgisayar ve internette yaptiklarimiz üzerine oluyordu. Suan 30’una gelmemis kisileri düsünüyorumda çogu internetin içine dogan bireyler. Hepsi yaslari ilerledikçe internet, cep telefonundan internete girmek onlar için hayatin bir parçasi gibi. Dogal bir sonuç. Ancak fark ettigim bir sey var. Hepsi kullanici konumunda internet için bir sey üreten yok gibi, tabi instagram ve facebook’tan yüklenen fotograflari, iletileri saymazsak.

Bugün Türkiye’de teknoloji üzerine is yapan çogu kisi benim kusagimdan. 40’tan küçük 30’dan büyük bu kusak internet üzerinde çalisan bir sistemin nasil çalistigini en iyi bilen grup. Dijital okur yazarliktan öte, dijital üzerinde bir seyin nasil var edilecegini bilen bir kusaktan bahsediyoruz. Bu kuşağın en önemli özelliği de interneti beslemeleri. Gerek yazdıkları yazılarla gerekse de yaptıkları internet siteleri ile kullanıcıdan çok insanların kullanmasına yönelik ürünler geliştiriyorlar.

Üniversite yıllarımda Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu’ndan aldığım Medya Okur Yazarlığı Dersi’nde genellikle dijital okur yazarlık üzerine sahbetlerimiz oluyordu. Doğru kaynağa nasıl ulaşılacağı, medyada tarafların görüşlerini okurken nelere dikkat etmemiz gerekeceği gibi konulara bolca değinmiştik. Aslında medya okur yazarlığı dijital okur yazarlıktan farksız bir kavram. Bün internette yer alan hemen hemen her ortam bir medya aracı. Alışveriş yapmak için kullandığımız e-ticaret siteleri bile reklam alarak kullanıcılarının görüşlerini etkiliyor. Yani medyayı/dijitali doğru okumak gerekiyor.

 

Sadece Bir Hayatımız Var

Para kazanmak uğruna akıp giden hayatlarımızın farkında mıyız? Tekrar soralım, yaşadığımız hayatın geçip gittiğinin farkında mıyız? Ya da şöyle soralım, yaklaşan ölümün farkında mıyız?

Bu yaşadığımız hayatlarımız birgün son bulacak. Geriye dönüp baktığımızda neleri yaşamış olmak isterdik? Güzel bir aile? Saygın bir iş? Gezip görmediğiniz yerleri görmek? Tatmadığımız yemeklerin tadına bakmak? Nedir yapmak istedikleriniz hiç bunları düşündünüz mü?

Şu sınavı kazanıp istediğim bölüme gideyim o zaman düşünürüz mü diyorsunuz? Ya da şu işimi bir halledeyim, şuradan güzel bir ev alayım, bir arabam, bir yazlığım olsun sonra mı hayatı yaşarız diyenlerdensiniz?

Bugün sahip olduğunuz hayatı yaşamamak için hiçbir sebebiniz yok. Şimdi şuan ne yapmak isterdiniz? Sevdiğiniz birinin sesini duymayı mı? O zaman hemen ona bir telefon açın ve onunla sohbet edin. Gidip görmek istediğiniz bir yerde uyanmayı mı? O zaman hemen bilgisayarı açıp gitmek istediğiniz o yer için uçak bileti bakmaya başlayın.

Hayata geçirmek istediğiniz bir iş fikriniz mi var? Bu işi başlatmak için ne eksik? Neden bekliyorsun? O eksik dediğin şeyleri gidermek için ne yapıyorsun? Muhasebe mi bilmiyorsun? Yazılım mı yapamıyorsun. Nedir seni o işi yapmaktan alıkoyan? Korkuların mı? Hayat nefes aldığın sürece devam etmiyor mu? O zaman nefes aldığın sürece galipsin.

Hep hatırla. Bir hayatın var. Bu hayat da bitecek. Yapmak istediklerini bugün yapmaya başla. Hemen şimdi.

Satış Yapmanın Önemi

Bir işletmeyi yaşatan en önemli şey satıştır. Bu sattığınız fiziksel bir ürün, bir hizmet veya bir eğitim olabilir. Eğer işletmenizde satışlar iyi gitmiyorsa tehlike çanları çalmaya başlıyor demektir. Çünkü rakiplerle mücadele bir yana dursun, şirket içindeki problemleri çözmek iyi satış yapabilmekten geçer. Burada Guy Kawasaki’nin “Sales fixes everything” yani satış her şeyi düzeltir/onarır sözünü hatırlatmakta fayda var.

Peki şirketlerimiz neden satışı bu kadar göz ardı ediyor? Satış ekiplerine sadece bir araç ve cep telefonu verilince kendiliğinden satışın geleceği düşünülüyor. Satış bir kültür meselesi, satışa odaklı şirket tepeden tırnağa satışa odaklı oluyor. Olmayanlarsa istedikleri kadar büyüyemiyor.

Satışın kültürü olan bir şiket olmak ne demek?

Öncelikle önceki kurduğum şirketlerden edindiğim tecrübeye dayanarak şunu söyleyebilirim. Şirkette belirli bir kültür oluşturmak, üst yönetimin sırtlanması gereken bir iş. İşe erken gelmek şirketin bir kültürü ise buna uyması gereken ilk kişi şirketin tepe yöneticileri. Yukarıdan aşağıya doğru giden bir yayılım var. Her ne kadar yatay bir yönetim modelini benimsemiş olsanız da ekip içinde lider görülen kişilerin buna dikkat etmesi çok önemli.

İşte satışı da şirket kültürünün bir parçası haline getirmenin en temel özelliği burada başlıyor. Yani tepe yönetim iyi satış yapamıyorsa ya da bunu işinin öncelikli alanı olarak görmüyorsa şirkettin diğer departmanları da buna fazla önem vermiyor. Ancak satışı tırnaklarına kadar hisseden üst yönetim bunu bir şirket kültürü haline getirebiliyor.

Pronet’in ilk kurulduğu yıllarda tuvaletlerine bile satış hedeflerini yazdıklarını duymuştum. (Eski Pronet çalışanı çok çalışma arkadaşım olduğu için oradaki hikayeleri bolca dinledim) Düşünsenize, yaşamak için satmak zorunda olduğunuz bir dönem ve siz bunu herkesin hissedebilmesi için tuvaletlere bile yazıyorsunuz.

Satışı çok önemsiyen şirket çok büyüyor. Pronet örneğin de olduğu gibi.

Hayatta Herkesin Bir Tarafı Var

Bu yazıda taraf olmanın akademik boyutunu inceleyecek değilim. Uzun zamandır yazmak istediğim bir yazıydı ve ilk fırsatta düşüncelerimi yazıya döküyorum. Hep söylediğim bir şey var. Aile eğitimini okul, okul eğitimini de sokak yıkar diye. Hayatla, siyasetle, olaylar karşısında takındığımız bütün tutum ve davranışların altında geçmişte yaşayıp gördüklerimizin etkisi var. 2007’de Yeditepe Üniversitesi Öğrenci Birliği başkanı olarak yaptığım konuşmada taraf olmaya atıfta bulunmuştum. Videodaki o kısmı buradan izleyebilirsiniz. Taraf olmanın, kendimizi bir tarafta hissetmenin tamamen insanın görüp geçirdikleri ile alakalı olduğunu unutmamaız lazım.

Taraf olmak sorun mu?

Elbette değil. Radikal bir görüşe taraf olmadığınız sürece insanların sizin görüşlerinize saygı duyması pekmuhtemel. Lise ve üniversite yıllarımda münazara yapardım, bir konu belirlenir o konuyu destekleyen düşüncelerle karşı tarafı daha da önemlisi dinleyicileri/jüriyi desteklediğiniz tarafa çekmeye çalışırdınız. Taraf olanın, insanların düşüncelerinin değiştirelebildiğini orada anladım. Anlık durumlarda, kişileri kendi tarafına çekmek kolayken, hayatla ilgili, siyasi görüşleri ile ilgili onların görüşlerini, taraf oldukları konuyu değiştirmek daha zor oluyordu. Yani taraf olmanın sorunu, futbol takımı tutar gibi, tuttuğunuz tarafı hiç değiştirmemekti. Tutulan tarafın günümüz şartlarına uygunluğuna bakılmadan, tutulan tarafta ısrar ediliyor. Hala belirli bir tarafı tutabilirsiniz ama tarafınızla ilgili destekleyici argümanları geliştirmeye devam etmelisiniz.

Taraf olurken referans noktası önemli.

Bir tarafı desteklerken, bunu yapmanız için nedenlerinizin neye dayandığını belirlemek size doğru tarafta olup olmadığınızı anlamanız için yardımcı olabilir. Tuttuğunuz tarafı bilimsel gerçeklere göre mi, dini referanslara göre mi, yoksa rol model aldığınız bir büyüğünüzün görüşlerine göre mi tutuyorsunuz bunu sorgulamak lazım.

Türkiye gibi duygusal toplumlarda genelde kaybedenin tarafında olmak gibi bir eğilimimiz var. Mazlumun, ezilenin tarafında olmak. Kavgada kim güçsüzse o tarafta olmak gibi bir eğilimimiz var. Her toplumunda bu olaylarda taraf olma yaklaşımı farklı. Merak edenlere daha geniş kaynak sunabilirim.

Peki çocuk yetiştirirken onu nasıl yetiştirmeliyiz? (Taraf olup olmama açısından)

Baba olduğumdan beri kızımı nasıl hayata karşı donanımlı bir birey olarak yetiştirebilirim diye düşünüyorum. Elbette sadece donanımlı olması yeterli değil. Hayatla ilgili, doğru ve yanlışın neler olduğunu bilip, kararlarını buna göre alması gerektiğini düşünüyorum. Bunun için de taraf olmadan önce değerleri öğretmeye çalışıyorum.

Üniversite hocalarımdan birisi ilk dersine şöyle bir soruyla başlamıştı. “Aranızda kimler hergün düzenli gazete okuyor?” Cevabı aldıktan sonra “Peki bu düzenli gazete okuyanların kaçı karşıt görüşlü yazıları da okuyor” diye sormuştu. Tabi sınıfta bu soruya el kaldıran olmadı. Yani kişiler görüşlerine yakın gazeteleri okurken, karşıt görüşlü yazıları okumuyordu. Anladınız umuyorum. Bu “an” bile başlı başına bir öğrenme deneyimiydi.

Lara’yı yetiştirirken buna dikkat etmeye çalışıyorum. Biri görüşü körü körüne destekleyip sabit taraf olmak yerine, her görüşü okuyup, anlayıp, kendi yaşanmışlıklarının süzgecinden geçirdikten sonra olmak istediği tarafta olsun istiyorum.

İşte farklı görüşleri almak, her kesimin, her düşüncenin görüşleri ile bir tarafta olmak en değerlisidir. Siz de  bir dahaki sefere bir taraf olmadan önce değerlerinizle, karşı tarafın neden o tarafta olduğunu değerlendirerek yerinizi belirleyin. İşte o zaman her zaman kazanan tarafta olacağınıza emin olabilirsiniz.

Yazının altına yorumlarınızı bırakırsanız konuyu beraber değerlendirme fırsatı bulabiliriz.

Geride kalan 2017

Takvimlerdeki bir yılı daha geride bırakıyoruz. 2017 nasıl geçti diye şöyle bir bakıyorum. Sanırım hayatımın koşuşturmacası en az yılı 2017 oldu. Çoğunlukla eşimle birlikte Lara ile ilgilendik. Lara’nın hayattaki ilk yıllarında ana babası olarak hergün sabahtan akşama kadar onun yanında olabilmeyi bir lütuf olarak sayıyorum. Günden güne nasıl gelişim gösterdiğini gördükçe seviniyorum.

İş anlamında da rahat bir yıldı oldu. Gelen iş tekliflerini biri hariç değerlendirmedim bile. Yurtdışına verdiğim danışmanlıklarla rahat bir yıldı diyebilirim. Çoğu zaman Skype görüşmeleri, e-postalarla zaman ve mekan bağımsız çalışmanın tadını çıkardım. Üstelik bunları yaparken de bazı yoğun dönemler hariç haftada birkaç saat çalıştım. Günümüz şartlarını düşündüğümüzde oldukça lanslı azınlıktan biriydim.

2017 için bu yazıyı güncellemeye devam edeceğim.

İşe sahip olmanın en büyük avantajı

Sizce bir işe sahip olmanın en önemli avantajı ne olabilir? Hemen düzenli gelir ile hayatta kalmak için ihtiyacınız olan temel şeyleri satın almayı söyleyebilirsiniz. Haklısınız, bir işe sahip olmak insana öncelikle hayatta kalmak için temel ihtiyaçları karşılama fırsatı verir. Barınma, yemek ve eğitim gibi ihtiyaçlarınızı aylık olarak düzenli kazandığınız maaş ile yapabilirsiniz.

Peki biraz daha düşünün bir işe sahip olmak size neler kazandırır? Sosyal bir çevre? Eğer şanslı iseniz iş yerinizde çok sevdiğiniz arkadaşlarınız olabilir. İş dışında da onlarla buluşup yapmaktan keyif aldığınız aktivitelere katılabilirsiniz. Kahve molalarında, arkadaşlarınız sohbet etmek, beğendiğiniz bir dizi hakkında ya da haftasonu oynan futbol müsabakası hakkında konuşmak size enerji verebilir. Bunu da bir kenara yazalım. İş sahibi olmak sosyal çevremize katkı sağlar.

Peki başka? İş sahibi olmak size sosyal bir statü kazandırır. Bir önceki paragrafta sosyal varlıklar olduğumuzu söyledik, arkadaşlarımızla bir şeyler yapmak, onlarla vakit geçirmek güzel, daha da önemlisi insanların arasında bir statüye sahip oluyoruz. Şu şirkette çalışıyorum, şu pozisyondayım, şöyle yöneticiyim, böyle müdüre raporluyorum, işte yurtdışı ile yazışıyorum, genel müdürüm vesaire… Bu liste uzar gider. İşte içimizdeki kendimizi sınıflandırma çabası bizi statüye önem veren bir varlık yapıyor. İş sahibi olmak, statü sahibi olmak gibi bir şey. Oysa insan iş sahibi olmadan da statü sahibi olabilir, elbette iyi bir statüden bahsediyorum.

Son kurduğum şirketle yatırım alıp, sonrasında kalan hisselerimin de yatırımcı tarafından alınmasından sonra şirette bir süre daha çalışmam gerekiyordu. O süreyi de doldurup kurduğum şirketten ayrıldıktan sonra çok fazla boş zamana sahip olmuştum. Bu zamana sahip olmak için en doğru dönemdi çünkü kızımız Lara, dünyaya gelmişti ve onunla vakit geçirmek bu hayatta hiçbir şeyle kıyaslanamayacak kadar değerli bir şeydi. Bazı yurtdışı danışmanlık işleri dışında da vaktimi alan işle ilgili bir konu yoktu. Elbette hep sürekli, bir sonraki iş ne olmalı diye düşünüyorsunuz ama bunlar hayatınızı bir odaya kapatıp çalışmanızı gerektirecek boyutlara ulaşmıyor. Peki bu kadar rahat vakitte ne fark ettim biliyor musunuz?

İş sahibi olmak sizi düzene sokuyor.

Evet, bir işinizin olduğu vakitle olmadığı vakti kıyasladığımda şunu fark ettim ki, iş kesinlikle sizi düzene sokuyor. Sabah yapılması gereken toplantılar, çalışılması gereken raporlar, takip edilmesi gereken işler derken aslında belli başlı bir düzene kendinizi bağlıyorsunuz. Sabahları daha erken kalkıyor, müşteri ile olan toplantınıza hazırlık yapıyorsunuz. İşinizin olması sizin hayatı daha verimli yaşamanıza sebep oluyor.

Bundan sonra işe gidip gelmenin zorlukları ile yüzleşirken bu söylediğimi düşünün. Bir işe sahip olduğunuz için şükredin, sadece temel ihtiyaçlarınızı karşılamanıza yardımcı olduğu için değil. Hayatınızı düzene soktuğu için de.

Sevgiler,

Görsel Kaynak: Kasım 2017, https://www.careerbuilder.com/advice/job-or-career-how-to-decide-which-is-right-for-you