Yeditepe Üniversitesi’nin 20. Yılı… ve Geleceğe Dair Notlarım

Geçen sene mezunu olduğum okulun 20. yılıdı. 20 yıl, böyle bir kurum için ne kadar küçük ancak kurulması gereken altyapı için ne kadar yeterli olduğunu gösteren bir zaman. Umuyorum 100 yıllar boyunca bu üniversite ayakta kalır ve vatana millete hayırlı evlatlar yetiştirmeye devam eder.

Mezunu olduğum üniversitem için gelecek 20 yılda yapılması gerekenleri kendimce sıraladım. Tarihe not düşmek adına blogumda da yer vermek istiyorum. Bu yazıyı geçen sene kaleme almıştım ancak yayınlamak şimdiye kısmetmiş. İleride okur, üniversiteme bakar ve güncel durumla kıyas yapmama olanak verir umarım.

Eğitim kurumundan süratle araştırma ar-ge kurumuna dönmeli.

Öğrencilere eğitim vermek elbette bir üniversitenin en önemli görevi. Bunun için odağını çocuğum üniversite okusunda iyi bir işe girsin, düzgün bir maaş alsın diyen ailelerden kızım, oğlum bilimi şekillendirecek, dünyaya, insanlığa kendi adıyla anılacak bir teori, büyük bir buluş getirecek diyen ailelere kaydırmalı. Aslında ne acıdır ki üniversite tercihlerinde ailelerin etkisi hala çok büyük. Bir birey olarak öğrenci kendi okulunu kendi kriterlerine göre seçmeli, seçebilmeli.

Bugün dünyanın en büyük ve köklü üniversitelerine bakıldığında “en büyük” gelir(sadece maddi anlamda değil) kalemleri buldukları buluşlar ve bunlar için aldığı patentler. Üniversite olarak patent alalım ama içi dolu olanlarından. Birkaç hafta PR değeri yaratan patentlerden ziyade üniversite olarak yıllarca fayda ve getiri elde edeceğimiz patentler alalım. Bunun için işi eğitimden ziyade bilim üretmek olan bir üniversiteye dönüşmemiz lazım. Sanırım bu konuda koltuğunun rahatında olan dekanlar haricinde birçok kişi benimle aynı fikirdedir.

Bunun için Akademik Personel kalitesini arttıralım.

Üniversite sentosuna öğrenci birliği başkanı olarak katıldığım dönemlerde Ahmet Hocamın (Ahmet Serpil, ruhu şad olsun) üzerine durmak istediği bir şey vardı. Dekanlara, bölüm başkanlarına bakıp bizim üniversitemizden mezun olmuş öğrencileri asistan, araştırma görevlisi olarak bu üniversiteye(Yeditepe’ye) almayın derdi. Bunun sebebi bizden mezun olan öğrencilerin iyi olmadıklarından değildi. Kendisi özellikle bizden mezun olan öğrencilerin başka üniversitelerde yüksek lisans yapmasını, bir süre araştırma görevlisi olarak çalışmasını belki yurtdışına gitmesini ve 3-4 yıl sonra kendi mezun oldukları üniversiteye dönmelerini, ondan sonra orada edindikleri tecrübe ve birikimleri ile Yeditepe’mize katkı yapmaları gerektiğini söylerdi. Bu o dönemde bazı dekanlar ve bölüm başkanları tarafından dinlenmez, çok iyi bir öğrenci bizde çalışsın diyerek bölüm başkanları kendi bölümlerine bizden yeni mezunları alırdı. Sonuçta dünyayı sadece bir açıdan gören akademisyenlerin içimizde artmasına neden olurlardı. 

Yukarıda bahsettiğim patent alma, araştırmacı üniversite olmanın ön koşullarından birinin kaliteli akademisyenden geçtiğini söylemiştim. Bunun için hak eden akademisyene gerekirse bölüm başkanından, dekandan daha fazla maaş verilmesi gerektiğine inanıyorum. Bunun için özgün bir prim sistemi veya ödül sisteminin geliştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Devletin uyguladığı, yaşa, kıdeme göre maaş skalasının, akademik dünyada yanlış olduğunu düşünenlerdenim. Genç beyinlerin Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmesinin ve orada araştırma yapmasının sebebi yaptığı işe saygı duyulması birinci nedense, paranın da hemen onu tekip eden bir diğer etken olduğunu göz ardı etmeyelim. Oradaki laboratuvar, sosyal imkan, bir akademisyenin 6 yıl kesintisiz çalıştıktan sonra 1 yıl maaş almaya devam ederek ders, yönetim vb işlerden uzak kalarak izin kullanma imkanlarını yazmıyorum bile. Bilime katkı yapında aktif olarak çalışmayın, biz sizi destekleriz diyebilmek büyük olmanın, araştırma üniversitesi olmanın önemli adımlarından biri. Yani akademisyeni haftalık kaç saat ders aldın, saat kaçta kart bastın gibisinden değerlendirme ancak eğitim veren üniversitede olacak bir şeydir.

Akademik literatüre ve dünyaya katkı sağlayan akademisyenlerimize(hatta diğer Türkiye’deki ve dünyadaki akademisyenlere) haklarını bir ödülle verelim. Adına da Bedrettin Dalan Bilim Ödülleri diyelim.

Asistan ve araştırma görevlerinin maaşlarını da İstanbul’un en yüksek ücret verilen asistan ve akademisyenleri yapalım ve karşılığını başarı olarak isteyelim.

Kısacası doğru bir performans yönetim sistemi geliştirelim.

Üniversitemizi Doğru Tanıtalım

Tanıtım işlerimizi sıfırdan kurgulamamız gerekiyor. Mevcutta duran tanıtım ofisini tamamen ortadan kaldırıp sıfırdan bir tanıtım anlayışı ile çalışacak her fakültenen temsilcisi olan bir birim kurmamız gerekiyor. Sosyal medyadan yazı ve resim “post” etmekten öte şeyler yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Okulları tek tek gezip kendimizi anlatmanın yanında üniversite ve köyümüze öğrenci, öğretmen, rehber öğretmenin getirip yedirip içirmenin de tanıtıma çok katkısı olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bir başka üniversite o getirdiğimiz rehber öğretmene daha iyi imkanlar sunduğunda Yeditepe Üniversitesi’nin adı rehber öğretmen tarafından kendi öğrencilerine okunmuyor bile. Zaten aklı başında öğrenci de kampüse bakıp, rehber öğretmeninin dediği üniversiteyi yazmıyor. Seçim kriterleri çok farklı bunları artık iyi analiz etmemiz lazım. Çağı yakalayan üniversite olmak için çağı yaratan öğrencilerin ne aradığını iyi analiz etmeliyiz. Bknz. Facebook, Snapchat ve diğerleri.

Yıl boyunca çok konuşulacak konferans serilerini hem uluslararası hem de ulusal çapta yapalım. Tanıtım için davet ettiğimiz göbeği yağ bağlamış öğretmenler yerine dünyada isim yapmış, bize katkı sağlayacak akademisyen ve bilim insanlarını üniversitemizde ağırlamak ve bunu bir kültür haline getirmenin daha etkili olacağını düşünüyorum. Etkinlik sayılarını yarıştırmak yerine nitelikli ve etki çapı büyük etkinlik yapmanın daha önemli olduğunu düşünüyorum.

Yeditepe’nin kampüsü belki harika, belki öğrencileri cezbeden bir tarafı var ama yenilikleri içine almak ve onları kendisine uyarlayıp kullanma konusunda her zaman geriden geliyor. Bu konuda çok muhafazakar ve tutucu bir yapımız olduğunu düşünüyorum.

Üniversitenin kapılarını tüm şirketlere, evet tüm şirketlere açalım. İçeri girmek için para veren değil ya da içerideki birilerinin çıkarlarını korumak için bazı şirketleri almamazlık yapmak yerine herkesin rahatlıkla girip iş yapabileceği bir ortam yaratalım. Yaratalım ki, üniversite iş dünyası işbirlikleri en alttan en üste kadar yayılsın. Bunun için de siyaset ve ülke durumuna bakış açımız, şirketlere yaklaşımımız tarafsız olmalı. (Bu son cümleden ayrı bir makale çıkar aslında.)

Öğrenci birliği seçim sistemini değiştirelim.

3 yıla yakın bir süre, Yeditepe’nin öğrenci birliği başkanı olarak arkadaşlarımla beraber görev yaptım. O dönemde öğrenci birliği başkanı seçim sisteminin değişmesi gerektiğini çok defa senato ve öğrenci toplantılarımızda dile getirdim. Olmadı. Hukukçu arkadaşlarımızla özel yönetmelikler hazırlayıp bunları üniversite senatosunda dile getirdik. Olmadı.

Bunu istememin tek bir sebebi var. Doğru bir sistemle liseden sonra kendini ifade etmeyi, lobiciliği, siyaset bilimini kapalı bir ortamda test edebilsin öğrenciler. Üniversitemiz ileride bir başbakan, bir cumhurbaşkanı çıkarabilsin. Aynı dünyayı değiştiren bir bilim insanı, dünyada herkes tarafından o uygulamayı geliştiren işinsanı gibi.

Ana Liglerde Takımlarımız Olsun

Ünviersite tanıtımı için 1 hafta okulu tatil edip, akademisyenlerimizi şehir şehir gezdirmek yerine birinci ligden bir basketbol takımı satın alalım. Gücümüz yetse futbol takımı da alabiliriz. Akademik bilime verdiğimiz değer gibi, sporcu bir gençliğin para kazanmasının uzun vadede ünviersitemize daha çok değer katacağını düşünüyorum. Tanıtım açısından da daha verimli olacağına eminim. Bu konuda da ciddiyim.

Avrupa Birliği vb. Fonları Kullanmasını Bilelim

Ülkeler topluluğu çıkıyor, sen araştırma yap, toplumları tanıştırmak kaynaştırmak için proje üret diye bütçe ayırıyor. İçi boş, göstermelik projelerle başka üniversitelerden akademisyen(?) kişiler bu destekleri kullanabiliyor. Biz gerçek projeler için bu destekleri kullanmasını bilelim. Her akademisyene avrupa birliği fonlarından yararlanmanın yollarını anlatan eğitimler verelim. İçi dolu avrupa birliği projesi üreten akademisyenle üretmeyeni ayrı kefeye koyalım. Bizim akademisyenlerimiz doğru proje ile destek alırsa onu destekleyelim.

Erasmus, Exchange Sistemlerini Geliştirelim

Kendi öğrenci değişim sistemimiz olan Exchange sistemimizi geliştirelim. Bazı noktalarda zarar da etsek bunu yapalım. Yeditepe’nin bir dünya üniversitesi olmasının bir adımı da bu olabilir. Bize gelip okuyan öğrencilerin çocukları birgün bizde lisans eğitimi almaya gelebilir. Yakın coğrafyamızdan öğrenciler üniversitemizi tercih edebilir. En azından burada böyle güzel bir üniversitenin varlığından haberdar olabilirler.

Belirli bir puanın üstündeki her öğrenciyi bu programlara gitmeye mecbur tutalım, tutmasak bile teşvik edelim. Bunu tanıtım bütçemizden fonlayalım.

Senatoda olduğu gibi Mütevelli Heyeti’nde de Öğrenci Temsil Edilsin

Üniversitenin öğrenci birliği/konseyi başkanı senatoda temsil ediliyorsa mütevelli heyetinde de öğrencileri temsil etmeli. Bunun önü açılmalı, kırmızı bizimse, derslikler bizimse, üniversite senatosu bizimse, mütevelli heyeti de bizim olmalı. Öğrenciler orada da temsil edilmeli.

Online Eğitime Vakit Geçirmeden Daha Çok Ağırlık Verelim

Online eğitime daha fazla geç kalmadan geçelim. Harvard, Stanford, Yale gibi üniversitelerin tamamı kampüste sahip olduğu öğrencilerden daha fazlasına online olarak sahip. Belki bir kısmı şuan ücretsiz dersler veriyor ama yakın gelecekte online eğitimlerin örgün eğitim kadar gelir getirecek bir iş olduğu göz ardı edilmemeli.

Buradan elde edilecek gelirlerin akademik araştırmalar için kullanılabileceği unutulmamalı. Zaten gelecekte online eğitimin ağırlığını daha çok hissedeceğiz. O günler yakındır.

Her fakülte ve bölüm kendi içinde online eğitime geçiş yapmalı. Bunun için tek bir merkezden her bölümdeki akademisyene eğitimler verilmeli.

Fakültelere Sponsor Alalım

Fakültelerimize şirket veya kişi isimlerini alabileceğimiz sponsor uygulamasını biz de yapalım. Yurtdışında exchange olduğum üniversitede gördüğüm uygulama bizim üniversitemizde de pekala yapılabilir. Adını uzun yıllar yaşatmak isteyen bir hayırsever adını fakültemize belli bir ücret karşılığında verebilir. Bunun araştırılması, değerlendirilmesi için bir takım kurulabilir.

Girişimciliği Somut Verilere Dönüştürelim

Girişimcilik üzerine çalışmalar yapmalı, başta üniversite öğrencileri (lisans/y.lisans/doktora) sonra diğer paydaşların ücretsiz şirket kurma danışmanlığı alması önemli. Kök salacak bir üniversitenin, kendisinden mezun olup değer yaratan girişimciyle mümkün olacağını unutmayalım. Başarılı rol model mezun girişimciler üniversitemize ileride katkı sağlayacaktır. Şirketlerin kurulmasına yardımcı olacak inkübasyon merkezi vakit geçirmeden kurulmalı.

Unutmayalım; bugün çok büyük şirketlerin istihdama katkıları %0 (yazıyla yüzde sıfır) bu yüzden girişimciliği destekleyen bir üniversite olmak, ülke insanı için istihdama, geleceğe umutla bakan ailelere sahip olmak demek.

Öğrenci Kulüplerine Daha Fazla Ödenek Yaratalım

Ve lütfen öğrenci kulüplerine daha fazla bütçe ayıralım. Üniversiteye kayıt olan her öğrenci adına 10 Dolar Kulüpler Birliği’nin kontrolünde bir fon yaratalım. Bunu Sedefhan Hocam, dönemimizin en sevdiğimiz hocası ve Öğrenci Dekanımız, ile çok görüşmüştük, kendisi de bu fikre sıcak bakmış, ama kabul ettirememişti. Yapılmaması için bir neden olduğunu düşünmüyorum. Aktif öğrenci sayısına göre kulüplere destek olmak, ulusal ve uluslararası etkinlikleri öğrencilerin organize etmesi anlamında öğrencilerin deneyim kazanması için iyi bir fırsat olacaktır.

Bu yazdıklarım elbette kısmi olarak bazı bölümlerimizde uygulanıyor. Bazıları yapılmak isteniyor ama olmuyor olabilir. Benim yaşadığım ve şuan görüştüğüm arkadaşlarımdan edindiğim güncel bilgilerle yorumlamaya çalıştım. Okurken de mezun olduktan sonra da Yeditepe’yi çok seviyorum. Gelecekte de onun adını yaşatmak için çalışacağıma, oranın mezunu olarak iş hayatında var olacağıma ve onu temsil ettiğimi bilerek adım atacağıma kendime söz veriyorum.

Sizden Beklenen Finansal Okuryazarlık

Bugün Türkiye’de en popüler konulardan birisi girişimcilik. Girişimcilikle ilgili haberler, etkinlikler, yarışmalar hepsi girişimciliği özendirir türden. Heleki bir de yabancılardan ve ülkemizde güzel exit yapmış girişmcileri gördüğümüzde içimizdeki girişimci olma hevesi daha da artıyor. Aslında girişimci olmak oldukça kolay. Bunu hep söylerim, önceki yazılarımdan biri olan Şirket Açmak ve Kapamak En Kolayı yazımda da bahsettiğim gibi bu iş hem kolay hem de zor. Bir bakkal dükkanı da açsanız girişimcisiniz, büyük bir fabrika kursanızda. Yalnız ülkemizde ve dünyada bahsedilen girişimcilik değerini çok kısa sürede çok fazla arttırabilen girişimcilik üzerine. Yoksa bir işletme açayım, 15 yıl, 20 yıl başında durayım hayatımı idame ettireyim türden değil.

Peki bir girişimi hayata geçirmek, onu bir yere taşımak ve ondan milyonlarca lira kazanmak nasıl mümkün? Ben kendi tecrübelerimden rahatlıkla şunu söyleyebilirim. Finansal okuryazarlıkla. Finanstan anlamayan iyi bir girişimci olamaz. Boşuna hayallere kapılıp şunu yaparsam dünya değişir demeyin. Rakamlara çok iyi hakim olun, onlardan elinizden geldiğince anlamaya çalışın. Ciro ne demek, vergi sistemi, gelir gider tablosu nasıl hazırlanır bunları öğrenin. Çünkü girişimcilik dünyasında sizin en güçlü silahlarınız bunlar. Elbette bir finansçı kadar iyi olmanız, mali müşavir kadar konusuna hakim olmanız beklenmemeli ama finansla ilgili terimler öğrenilmeli.

Şuan üniversitede okuyan arkadaşlarıma tavsiye; gidip üniversitelerindeki finans derslerine girsinler. İlgi duymasalarda muhakkak öğrenecekleri şeyler var. Finansı bilmek demek tünelin sonundaki ışık ne kadar uzak ya da çarpacağınız duvar ne kadar yakın bilmek demektir.

Bir yatırımcıya gidip ondan işinizi büyütmek için para istediğinizde size güvenebilmesi için rakamlara ne kadar hakim olduğunuzu ona göstermeniz lazım. Yani size emanet edilecek para – bakın emanet ediyorum – ne kadar güvende yatırımcılar bunu bilmek ister. Siz de elinizden geldiğince en doğru şekilde bu harcamaların nasıl yapılacağını ona anlatmanız gerekir. Bu iş aynı şekilde ev işleri için de geçerlidir. Evdeki harcamalarınızı bilmezseniz günün sonunda parasız kalabilirsiniz. Aylık 59 TL ödediğim internetin bana yıllık maliyeti ne kadar? Kış aylarından evime gelen doğalgaz harcamasının ortalaması nedir gibi soruların cevaplarını bilmeniz lazım.

Son Haberler ve Yeni Girişim Hakkında

Lara’nın doğumundan sonra uzun bir zamandır buraya yazamıyorum. Bunun elbette Lara ile ilgili olan kısımları var. Sevdiğiniz, aşık olduğunuz kadından bir çocuk sahibi olmak, onu beraber büyütürken nelere dikkat etmek gerektiğini uzun gecelerde tartışmak, araştırmak ve yeni öğrenilenleri öğütmek yoğun bir tempoyu beraberinde getiriyor. Buraya yazamamamın bir nedeni bu. Diğer nedene gelirsek hayatımızın ayrılmaz bir parçası olan iş hayatı.

İş hayatımda son aylarda yoğun bir değişim var. Öncelikle EğitimOnline serüvenimizde ilk yatırımcım ve daha sonra kalan hisselerimi de alan Doğa Grup birlikteliğimiz sona erdi. Elbette bir gün ayrılacaktık. İki taraf içinde güzel bir dönem olduğunu düşünüyorum. Eğitim alanındaki yatırımlarını sanayi yatırımlarına dönüştürmeye çalışırken beraber birçok şirket satın almasına tanıklık etmekten memnunum, güzel tecrübeleri beraber öğrenerek yaşadık. Bu satın almaların bazılarında görüşmelere katılmak, şirketlerin ve grubun tekrar organize edilme süreçlerinde bir fiil yer almak güzel deneyimlerdi. İlerde de yine yollarımızın kesişeceğine şüphem yok.

Doğa Grup içinde geçirdiğim yılları, girişimciliğe dair paylaşılması gerekenleri zamanla paylaşacağım. Gerek iş yönetimi, gerek örnek lider, gerekse de girişimcilikte yatırım almak ve çıkış yapmak üstüne çok güzel tecrübeler edindim.

Bir girişimci, hayat boyu öğrenme öğrencisi olarak yine girişimcilik ekosisteminde kalmaya, tecrüblerimi aktarmaya devam edeceğim. Elbette elimi atacağım her işimin online bir tarafı olacağını, üstelik her işin online eğitimle harmanlanması gerektiğini bilen biri olarak girişimlerimi ve yatırımlarımı bu şekilde yapmaya devam edeceğim. İnsanın keyif aldığı şeyi yapması çok önemli. Bu yüzden yine online eğitim ile insanların hayatlarını değiştirmeyi, onların İngilizce öğrenerek kariyerlerinde daha iyi yerlere gelmelerini sağlamak için SuperEnglish’i hayata geçirmeye karar verdim. SuperEnglish öncelikli pazar olarak Türkiye’yi hedefine koymuş bir online İngilizce eğitim girişimi. Daha işin çok başında, gelişmeler oldukça aktaracağım. Güzel haberleri de sizlerle buradan paylaşamaya devam edeceğim.

Yukarıda saydıklarımla, bebek sahibi olmak gibi hayatımdaki köklü değişiklikler beni yazı yazmaktan biraz aldı. Ayda en az bir blog yazısı ile tekrar aktif blog yazarlığıma geri dönmeyi umut ediyorum. Sizlere hayat, e-öğrenme, girişimcilik ve liderlik konularında yazarken babalığın getirmiş olduklarını da paylaşmaya çalışacağım.

Sevgiyle kalın.

Örnek Lider Nasıl Olunur?

followershipYakında bir çocuğumuz olacak ve hayatımızın farklı bir evresine giriş yapacağız. Bu bölümün önceki bölümden çok daha keyifli, çok daha süprizlere gebe bir bölüm olacağına şüphe yok. Eşim ve benim anne, baba olmak ile ilgili okuduğu tüm yazılarda, izlediği tüm videolarda neredeyse tek bir ortak nokta var. Çocuğunuza örnek olmak.

Bu konuyu sürekli düşünüyorum. Aslında çok doğru bir tespit. Birisine şunu yapma, böyle yap dediğinizde o kişinin davranışlarını değiştiremiyorsunuz. Sadece anlık olarak o kişiyi uyarmış oluyorsunuz. Üstelik o kişi sanki ayıbı olduğunu düşünebiliyor. Oysa ortada ne bir ayıp, ne de ayıbını o kişinin yüzüne vurmak isteyen birisi var. Sadece o kişinin bir işin nasıl yapılacağını söyleme şekli böyle.

Gelelim iş hayatı ve aile içindeki eğitimin kesiştiği noktaya. Basit ve genel bir örneği ele almak sanırım konuyu herkesin rahatça anlaması için kolay olacak. Bir düşünün babanız size sıgara içmenin ne kadar kötü bir şey olduğunu söylüyor ama sonra balkona çıkıp bir sıgara yakıyor. Örnek aldığı rol modele güven sarsılır mı siz düşünün. Aynı şekilde örneği iş hayatına taşıyalım. Her işin nasıl yapılması gerektiğini, doğrusunun böyle böyle yapıldığını anlatan bir yönetici odasında herkes ofiste iken yakıyor bir sıgara ve içmeye başlıyor. Artık o yönetcinin size söylediklerinin bir anlamı var mı? Ona olan güveniniz sarsılmaz mı? Size doğru anlattıklarının aslında kendi doğrusu olmadığı, bir kitaptan okuduğu kendi düşüncesi gibi aktardığı şeylerdir diye düşünmez misiniz? Çünkü bu kişi size ofiste sıgara içilmeyeceğini söyleyen kişi.

Örnek bir lider olmanın en önemli özelliği, söylenenlerle yapılan eylemlerin birbirini tutmasıdır. Bu durum aile içi eğitimde de geçerli, sizin söylediğiniz değil, davranışlarınız birincil etki bırakıyor.

Öyleyse örnek lider olmak için yapılması gereken en temel şeyin, söylenenle yapılan eylemlerin uyum içinde olduğunu hep hatırlayalım. Bu yazıda örnek lider olmanın en temel şartını size söyledim. Her ortam, her toplum kendi özelliklerine göre bir lider profili belirleyebilir. O yüzden hiçbir zaman lideri, kılık kıyafetine bakan, saçını tarayan veya düzgün konuşan biri olarak tanımlamıyorum. Özü sözü bir olan insanların en yakın çevrelerinde lider olarak görülmesinin en temek sebebinin bu olduğunu unutmayın. Hep hatırlayın.
Görsel kaynak: http://www.wheel.ie/leadership

Bill Gates mi Richard Branson mı?

bill-richardBill Gates ve Richard Branson girişimcilik için iki farklı profil. İkisi de girişimcilik alanında başarılı olarak görülüyor. İkisinin kişisel servetleri milyar dolarla ifade ediliyor. İkisi de kazandıklarını yine yatırımla yeni şirketler kurmaya ve işlerini büyütmeye harcamış girişimciler. Ancak ikisini birbirinden ayıran en önemli faktörlerden birisi Bill Gates’in ilk milyar dolarını sadece tek bir şirketle kazanmış olması, Richard Branson’ın ise birkaç farklı şirketi kurduktan sonra şirket değerleri ile milyar dolarlık gelire ulaşması olarak gösterilebilir. Yani aynı sonuca farklı yollarla ulaşmış iki girişimciden bahsediyoruz.

Bill Gates ve Richard Branson’un çocukluk yıllarına baktığınızda oldukça farklı yaşam şartları ile karşılaşırsınız. Birinin ailesi geçmişi oldukça iyi iken bir diğerinin zor şartlarla çocukluk dönemi yaşamış olması tesadüf değil. İki yaşanmışlıkların bu girişimcilere kazandırdıkları özellikler var. Mesela Malcolm Gladwell’in Outliers (Çizginin Dışındakilar) kitabında Bill Gates’in çocukluk dönemine yakından bakmışlar ve yaşadığı bazı tesadüfü olayların onun başarısındaki en önemli olaylar olduğunu göstermiş. Sonra diğer arkadaşları ile birlikte Microsoft’u kurmuş ve dünyada iş yapma şeklini değiştiren bu şirket Bill Gates diğer ortaklarını zengin etmiş.

Richard Branson ise milyar dolara ulaşmak için farklı farklı şirketler kuruyor. Bunlar dünyayı değiştiren işler olmasa da zamanında kendi sektörlerine yenilikçi yaklaşımlarla farkı yakalamış şirkerler. Mesela bir Virgin Airlines uçak içinde sıkıcı geçen yolculukları daha eğlenceli hale getirerek farkı yakalamış. Bugün Richard Branson’un uzaya yolcu taşıyan şirkerlerden mobil operatörlere, finansal danışmanlıktan müzik şirketine kadar çok geniş yelpazede şirketleri var.

İki girişimci, ikisi de milyarlarca dolar kazanmış ama ikisi de birbirinden farklı profilde. Benim şahsi fikrimi sorarsanız Richard Branson’ın daha girişimci olduğu yönünde. Kendisi başarının formulü olarak gördüğüm başarıyı kopyalayabilme yeteneğine sahip birisi. Tekrar tekrar farklı şirketlerle başarıya ulaşmış birisi. Bill Gates ise sanki bir bilim adamı gibi, sahip oduğu lisans ve patentlerle gelirlerini artırmış disiplinli bir şekilde çalışmış, tek bir işi dünyanın en büyüğü yapmış bir girişimci.

Sizce size hangi girişimci profili daha yakın? Hiç düşündünüz mü? (Bu arada lütfen ikisinden birinin doğru ya da yanlış bir profil olduğunu düşünmeyin.)

Her Şeye Yetememek

fe-familyBu yazıyı yıllık iznimi tatil için kullandığım Antalya’dan yazıyorum. Yıllık izin kullanmayalı 2.5 yıldan fazla olmuş. Baltayı bilemeyi unuttuğumu sanmayın, insan sürekli sevdiği işi yapınca fazla tatil ihtiyacı duymuyor. Zaten iş için yaptığım gezilerde küçük kaçamaklarla bu tatil ihtiyacımı bastırıyorum. Ancak düşünmek için bol vaktim olunca bir şeyler karalamak ve bunları geleceğe notlar olarak düşmenin iyi olacağını düşündüm. Bu notları sizlerle de paylaşıyorum.

Normal bir günüm, sabah erken kalkarak başlıyor. 5.30 – 6.00 gibi uyanır,  biraz spor yapar sonra ofisa gitmek için yola çıkarım. İstanbul’da vakti yolda öldürmek istemiyorsanız bu saatlerde uyanmanızı şiddetle tavsiye ederim. Günde 3 saat, yılda tamı tamına 20 GÜN – 1 AY size kalıyor. Hesapladım, siz de hesaplayabilirsiniz. Sabah ofise geldiğimde ilk iş biraz günü planlamak olur. Bazen bunu kaçırdığım anlar oluyor ama haftalık ve günlük planlar, günün verimli geçmesi için çok önemli. Sonra biraz haberlere bakıyorum, borsa, dünya, siyaset, ekonomi, para işleri. Sonra zaten mesai başlıyor ve işlere koyuluyorum.

Akşam saat 8.30 – 9.00 gibi ofisten çıkıyorum (elbette bazen istisnalarım oluyor) Yine trafikte vakit harcamıyor, ofiste bu vakti değerlendiriyorum. Akşam vakit ve fırsat varsa kitap okuyorum. Bu konuda baya ısrarcıyım, gördüğüm ve okumak istediğim kitapları alır yatağımın baş ucuna koyarım. Vakit buldukça okurum, elbette okumadığım beni bekleyen kitapları üst üste koyunca küçük bir tepe oluyor. Sevgili eşim Rukiye zaman zaman bunları kaldırıp evdeki ofisime götürse de ben fark ettiğim zaman bunları geri yatak odasına getiririm. Gözümün önünde olduğunda okumam gerektiğini hatırlar kendime psikolojik baskı uygularım. İşe de yarar, tavsiye ederim.

Her Şeye Yetmeyi İstiyor Muyum?

Düzenli bir insanın ömrü sabah ve akşamlar arasında devam ediyor. Sizin de yapmanız gereken çok fazla iş var. Bunlara yetişmeniz lazım. Mesela sabah okuduğum haberler, siyaseti ele alalım. Her Türkiye vatandaşı (diğer ülkelerde de öyle) memleketi kurtaracak fikirlere sahip. Keşke bir fırsat verseler, dediğimi yapsalar memleket düzlüğe çıkacak demiyen insan yok gibi. Çevrenizde de fikirlerini söyleyenler vardır. Eminim vardır. Şimdi siyaseti okumak, anlamak ve gidişatı çözmek için oldukça derin bilgilere haiz olmak gerekir. Bunun üniversitelerde anabilim dalı olduğunu unutmayalım, o zaman o işi iş olarak yapanlara bırakmayı tercih ediyorum. Siyasetle ilgili konuşmalarda fazla derine girmiyorum. Elbette okuyorum, tarihe merak duyuyorum ama tartışmalara girmiyor, körü körüne siyaset yaparak vaktimi öldürmüyor, anlamız, bir kazanımımız olmayacak tartışmalara girmiyorum. Bazen eğlenmek için girdiğim de doğrudur 🙂

Peki sabah okuduğum dünya, ekonomi, para konularına ne demeli? İnsan bu işlere kendini kaptırdımı sonu gelmiyor. Hele ki para konusunda. Riski biraz artırıp biraz da parayı ortaya koyduğunuzda bütün gününüzü alacak para kazanma yöntemleri var. Bunlardan birisi elbette borsa, birisi forex, birisi de yatırım fonları. Bütün gün ekran başında oturup bu işleri takip eden arkadaşlarım var. Yani bu bir iş. Bunu iş olarak yaptığında tüm zamanını buna ayırman lazım. Ayırmazsan kazandığın para bankada faizin getirdiğinden fazla olmayabiliyor, tecrübeyle sabit. O zaman ne yapıyorum? Bunu da o işin uzmanlarına bırakıyorum. Yani o işleri anlayacak, ne olup bittiğini görecek kadar takip ediyorum sonrası o işi yapanlara güvenmeye kalıyor. Bu durum son yıllarda böyle. Bir dönem çok vakit harcadım, şimdi ise o işlerden de zaman biriktiriyorum.

Yönetici olmak çok ince bir çizgi. Ekibindeki işini yapamayan kişilerin işini yaparken kendinizi buluyorsanız bilin ki doğru bir yönetim tarzını uygulamıyorsunuz. Ekip arkadaşlarınızı iyi seçmeli, o işte ona güvenmeli ve o işi ona bırakmalısınız. Her şeye yetmek mümkün değil. O yüzden işi delege etmeli ve yöneticinin yapacağı en iyi şeyi yapmalısınız. Onları motive etmeli ve desteklemelisiniz. Takibi de elden bırakmadan. Yani her şeyi ben yapmak istemiyorum. Zaten işim de değil.

O yüzden bir alanda uzmanlaşmış insanları işe almayı, o işte eğitim almış ve tecrübe edinmiş kişilere işleri emanet etmeyi tercih ediyorum. Siyaseti siyasetçilere, ekonomiyi ekomistlere, borsayı borsacılara emanet ediyorum. Yine yönetici gibi gözlerim üzerlerinde, doğruyu yapıp yapmadıklarını anlayacak kadar takipte olmak gerekiyor.

Bunu anlamak uzun zaman aldı.

Elbette bu durumu anlamak benim 10-15 senemi almıştır. Sizin daha fazla almasın diye bu tecrübemi paylaşıyorum. Bir dönem işler yetişsin diye her işe koşturan Faruk, artık işleri delege etmenin önemini kavramış durumda. Sadece işteki işleri değil, hayatımdaki diğer işleri de delege etmek gerekiyor. İş başa düşmediği sürece başkasının işine karışmamayı tercih ediyorum.

Peki bunları delege edince ne oluyor? Size sevdiğiniz şeyleri yapmak, ailenizle daha uzun vakit geçirmek için zaman kalıyor. Heleki benim gibi hırsları olan, hedeflerini yıl yıl koyup onların peşinden koşan ve koşmak isteyen biri için bunun ne kadar önemli olduğunu anlamak zor olmasa gerek.

O yüzden her işe yetmeye çalışmayın. Doğru hedefleri koyun ve o hedefe ulaşmak için sadece ne gerekiyorsa onu yapın.

.

Görsel: http://www.dreaminterpretation.co/imgs/dream-interpretation-crowded-family_456x0.jpg

Stratejik Düşünme ve Karar Ağacı

Son okuduğum kitaplardan birisi  Avinash Dixit ve Barry Nalebuff’un beraber yazdığı Stratejik Düşünme kitabı. Kitap Sabancı Üniversitesi Yayınları’ndan çıkmış ve burada satışta. Kitabın konusu kısaca karar alma noktalarında nelere dikkat etmemiz gerektiği üzerine yoğunlaşıyor. Kazanmaya! Karar alırken nelere dikkat etmemiz gerekiyor, hangi şartlar altında nelere dikkat etmeli gibi konulara değinilen kitapta oldukça geniş örnekler var. Oyun teorisinin keyfli yanlarını size sunan kitap bazı yerlerde matematiksel formül ve çözümlere girerek kitaptan kopmanıza sebep olsa da okunması gereken bir kitap.

Stratejik düşünme hayatımızın her anında kullandığımız bir düşünce yapısı. Gelişmekte olan bir semtten ev almak, yeni pazarlara açılacağını bildiğiniz bir şirketin borsadaki hisselerini satın almak, bir ülkeyle savaşa girmek, topu kalecinin hangi tarafına atacağını bulmak bunların hepsinde stratejik düşünme yer alıyor. Bunların hepsinde de aşağıdaki gibi bir karar ağacı kullanılıyor.

Screen Shot 2015-05-29 at 08.02.26

 
İş fikrini buldunuz diyelim. Bu patenti alınmış bir ürün olsun. Bunu hemen satarak gelir elde edebilirsiniz. Ya da bu fikri pazara kendiniz sunarak çalışmaya başlayabilirsiniz. Her iki durumda da gelir ve giderler farklı olacaktır. Fikri hemen satmak istediğinizde $50.000 dolar kazanacaksınız ama fikri siz pazara sunmak istediğinizde iki seçenecek daha karşınıza çıkacak. Bunlardan birisi %70 ihtimalle iş fikriniz pazarda tutacak başarılı olacaksınız ya da fikriniz tutmayacak ve başarısız olacaksınız. Fikrin tutması durumunda 1 Milyon dolar kazanacaksınız, tutmazsa 0 dolar sizi bekliyor. Ancak burada dikkat edilmesi ve karar süreçlerinde etkin olması gereken bir durum var. İş fikrinin pazara sizin tarafınızdan sunulması durumunda başarılı olma ihtimali %70, başarısız olma ihtimali %30. Karar verirken bu ihtimalleri, daha önce o işi yapıp yapmadığınıza, pazarın ihtiyacını doğru anlayıp anlamadığınıza göre değiştirebilirsiniz.

Bu gibi karar ağaçları ülkeler tarafından, siyasi partiler tarafından oldukça etkin kullanılan ağaçlar. Bu örnekleri arttırmak mümkün, hayatın her alanında bu karar ağaçlarını bilerek ya da bilmeyerek kullanıyoruz. Elbette yukarıda verdiğim modelde kararlar ve sonuçları öngörülebilir. Kitabın asıl keyifli yanları öngörülemeyen kararlarda ya da rastgele bir kararı seçtiğinizde sonuçların ne kadar değişken olabildiğini gösteren bölümler. Okumanızı tavsiye ederim.

Siz karar alırken nelere dikkat ediyorsunuz? Neleri nasıl yapmayı tercih ediyorsunuz?

 

Şirket Açmak ve Kapamak En Kolayı

magnetic-gsa-container-signGirişimci adayı arkadaşlar genelde “bir şirketim olsun” diye söze girer. İşin başında herkes için genelde bu iş sanki bir şirket kurmaktan ibaret gibidir. İş kurmanın, yeni müşteriler kazanmanın, ürün geliştirmenin zorluklarını bilmeyen girişimci için şirket kurulduğu andan itibaren bütün bunlar olacakmış gibi gelir. Oysa gerçekler böyle değil. Hem de en acısından söylüyorum, işin en kolay kısmı bir şirket kurmak ve o şirketi istediğinde kapamaktır.

Bir şirket kurmak daha doğrusu yaratmak için olabildiğince yoğun bir şekilde çalışmanız gerekiyor. Yani şirketinizi resmi olarak kurmak için öncesinde yapmanız gereken bazı aşamalar var. Bunlardan birisi yapacağınız iş fikrini ispat etmek. Yani o fikrin bir müşterisi var mı, sokağa çıksam bunu kaç kişi alır gibi testleri yapmış olmanız gerekiyor. Sonra bence birkaç müşteri bulmanız ve iş yapmanız, fatura kesebilir duruma gelmeniz iş kurmadan önce yapmanız gerekenler arasında. Sonra işi resmi hale getirip bir şirket kurabilirsiniz. İşte o zaman bir şirket kurdum, daha doğrusu bir şirket yarattım/yarattık diyebilirisiniz.
Görsel kaynak: safefile.com

Neden İnternet Girişimciliği?

Girişimcilik Türkiye’de oldukça popüler hale gelmeye başladı. Her ne kadar Türkiye’de yaşayan insanlar her daim girişimci oldularsa da ekonomik nedenlerle bu işin daha bilinçli yapılması gerektiği ortaya konmuş durumda.

Kendimi internet girişimcisi olarak addenlerdenim.  Yoksa köşe başında bir döner salonu açmak, iyi bir yerde otopark işletmek, beyaz eşya dükkanı açmak girişimcilik olarak gördüğüm işlerdir. Tabi bu alanı seçmenin tek nedeni diğer işlere göre Opportunity cost’un yani fırsat maliyetinin en mantıklı seçim olmasından kaynaklı. Köşe başında bir dönerci açtığınızda hizmet verebileceğiniz alan bellidir. O civardaki, o şehirdeki insanlara hizmet verirsiniz, en fazla şubeleşir farklı şehirlerde dönerci dükkanı açarsınız. Yatırım maliyeti yüksektir, kira vs gibi gibi giderler yüksektir. Oysa internet girişimciliği öyle değil. Hizmet verirken yabancı bir dille dünyanın her yerine hizmet verme şansınız var. Üstelik dönerci dükkanının büyüme hızından çok daha hızlı büyüme şansı mevcut.

Büyüme hızı neden bu kadar önemli peki? Çünkü basit. Hepimizin yaşayacağı belli bir yaşam dilimi var. Hepimiz ömrümüzü bir zaman diliminde noktalayacağız ve o zamana kadar yapabileceklerimiz sınırlı. O zaman yapmak istediklerimizi en hızlı yoldan, en akıllı şekilde yapmamız gerekli. Yani dönerci dükkanı açmayı istemememin sebebi internet girişimciliği ile ulaşmak istenenlere daha hızlı ulaşabilme fırsatı. Aynı zamanda ilk etapta çok yüksek bir yatırım maliyetine de katlanmak istememem.

İnternet girişimciliği için bir sınır yok. Aklınıza gelen her şeyi internete uyarlamak mümkün. Bugün telefonla verdiğmiz yemek siparişini yemeksepeti ile veriyorsak, marketten yaptığımız alışverişi Migros’un internet sitesinden verip evimize gelmesini sağlıyorsak birçok alanda internet girişimcisi olmak mümkün. Üstelik mükemmeli düşünerek değil. Basit ama işe yarar çözümlerle. Mesela SMS’in yerini alan whatsapp’a bakın. Basit ama çok işe yarar bir çözüm değil mi? Yatırım maliyeti bir GSM operatörü kurmak kadar olabilir mi? Sıfır da değil ama diğer büyük ölçekli şirketlerle karşılaştırılınca oldukça düşük bir yatırım maliyeti var.

İnternet girişimcisi olmak elbette bazı temel bilgileri bilmeyi gerektiriyor. İşte bu da sizin opportunity cost’a neleri tercih ettiğinizi ve neleri feda etmeye hazır olduğunuzu gösteriyor. Hayatınızı harcayıp bir maaş uğruna çalışmak mı, yoksa biraz daha yüksek riskle daha çok kazanmak ve insanlığıa bir faydanızın dokunması mı? Herkes girişimci olmak zorunda değil, karar elbette sizin.